Share |

Atatürk'ün Fotoğrafları Çöpe Atılır mı?

Milliyet Gazetesi web sitesinde, daha öncede bir benzerini gördüğümüz bir haberi vermiş: 10 ATATÜRK PORTRESİ, İSTİKLAL MARŞI, GENÇLİĞE HİTABE "ÇÖPTE".

"Muğla’nın Dalaman İlçesi’ndeki bir çöp konteynerinde bulunan Atatürk portresi, İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe panoları bulundu. Öztaş Anadolu Lisesi’ne ait olduğu belirlenen panolarla ilgili adli ve idari soruşturma başlatıldı".

CHP'liler duruma müdahale etmişler ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü konu ile ilgili idari soruşturma başlatmış.

Geçen Ağustos ayında da buna benzer bir haberi Radikal'de okumuştuk.

Radikal’in haber başlığı, ''Çöpe Atatürk fotoğrafı atma cezası'' idi. Bir CHP milletvekili yazılı soru önergesi vermiş ve Milli Eğitim Bakanı’da yanıtlamıştı. Haber aynen şöyle diyordu: ''Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Fethiye İmam Hatip Lisesi’nin karşısındaki çöplükte çıkan Atatürk fotoğraflarıyla ilgili olarak, Muğla Valiliği’nce yapılan soruşturma neticesinde Fethiye İmam Hatip Lisesi Müdür ve yardımcısına “aylıktan kesme” cezası teklif edildiğini açıkladı.''

Peki Atatürk'ün fotoğrafları çöpe atılır mı?

Aklıma yıllar önce okuduğum, Nazım Hikmet’in tiyatro eseri, İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu? geliverdi. Sanırım yıl 1957 idi ve Moskova’da bir veya birkaç kez oynanan eser, hiç bir açıklama olmadan programdan kaldırılmışı. Eserd yer alan sahnelerin hepsinde - devlet dairelerinde - bir 'milli liderin' portresi asılıydı. Bu oyun o yılların Sovyetler Birliği'nin yobazlaşan bürokrasisini ve putlaştırılan Sovyet devrimi liderliğini işliyordu. Stalinist dönemin yarattığı yeni yaşam biçimi büyük bir korku, tepedekilere zoraki bir saygı ve aşırı bir yalakalık halini almıştı.

Bu eser Stalinizm’in şahane bir eleştirisidir. Koca Nazım Hikmet’i yasaklayan o zamanın Stalinist rejim daha neler neler yapmazdı ki, ve yaptı da.

Çöpe atılan Atatürk fotoğrafları konusunda meclisin/ilçe milli eğitim müdürlüğünün/CHP'nin devreye girmesi, idari soruşturmalar açılması ve verilen cezalarla ilgili bu haberleri okuyunca fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür insanlar elbette düşünmeden edemiyordur, "nedir bu iş diye?".

Sanırım Atatürk fotoğrafları DMO tarafından bastırılıp, okullara, resmi dairelere vs gönderilmektedir. Yani fabrikasyon bir üretimle, ihtiyaç oldukça, bastır ve dağıt modeli uygulanıyordur. Bundan başka bir dağıtım da mümkün olamaz bu kadar sayıda resmi daire için. Kısacası, bu fotoğrafların (fiziksel madde, kağıt, çerçeve, cam vs olarak) hiç bir öğrenciye ve okul müdürüne manevi, kişisel bir anlamı yoktur. Yani babannenizin ölmeden önce, çekildiği günü çok iyi hatırladığınız son fotoğrafı gibi değildir bu fotoğraflar. Gidin herhangi bir kırtasiyeden alırsınız benzerlerini. Demek ki fiziksel malzemeye saygı gibi bir şeyden bahsedemeyiz bu durumda.

Yukarıdaki konuda anlaşıyorsak, o zaman bu maddelerin eskiyeceği, doğal olarak yıpranacağı gerçeğinde de anlaşmak gerekir. Her madde her geçen gün biraz daha eskir ve yıpranır. Bir zaman sonra da ya atarsınız, veya malzemesinden başka bir şey yaparsınız. Eskimiş eşyaları atmayıp sürekli biriktirmenin psikolojik bir hastalık olarak öncelerden beri tıp literatüründe olduğunu hatırlamak gerekir.

Eşyayı uygun koşullarda, uygun bir şekilde çöpe atmak ''kriminal'' bir davranış değil normal bir davranıştır. Belki ''kriminal'' olan tek şey, çöpü uygun koşullarda atmamak olabilir. Haberlerin fotoğraflarına bakınca, sanki belediyelerin okullara bir çevre kirletme cezası vermesi gerekiyor gibi. Koskoca okul yönetiminin sokaktaki yarattığı kirliliğe kızmamak elde değil.

Sokaklarımızı temiz tutabilmek veya temizleyebilmek önemli bir toplumsal yetenektir. Bu çok önemli bir toplumsal iç dinginliğin göstergesi ve toplum içinde sivil/hür bir ortamda, karşındakini algılayabilme ve ''ötekinin" de var olduğunu kabullenme yeteneğidir. Ne kılık-kıyafet/inanışdan gelir bu yetenek, ne de liderlerden alır ahali bunu.

Önemlidir sokaklarımızı temiz tutmak. Çok önemli.

Uzatmayalım...

Anıtkabir’e gidiniz. Atatürk, nereden, hangi açıdan bakarsanız bakın önemli bir tarihsel kişilik olduğu için gidiniz. Kütüphanesini görünüz. Akıllı bir adam olduğunu algılamak için gidiniz. Bunları Anıtkabir bir tapınak olduğu için ve tapınmak üzere değil, Atatürk’ü sevdiğiniz ve ya sevmediğiniz için değil, Atatürk kafanızda yeniden ve sizin tercihlerinize göre, sizin dünyayı algıladığınız şekliyle, etten, kemikten bir insan olarak yer etmeye başlasın diye yapınız.. Ezber bozmak için, hür bir fikir ve hür bir vicdanla gidin lütfen. Sonra oturun iyice düşünün, ''kimdir bu Atatürk?'' diye, ''neler yapmıştır, neler yapmamıştır?'' diye.

Karar sizin...

Kim niye Atatürkçü dür, kim neden değidir...?

Atatürkçü olmak iyi midir, kötü müdür...?

Atatürkçü olmamak iyi midir, kötü müdür...?

Atatürkçülük/Kemaliz diye bir ''izm'' olabilir mi...? Neden olur....? Neden olamaz...?

Hangi tarih doğrudur, hangisi yalandır...?

Bir yığın soru...

Çünkü bizim kafamızda, kasaba meydanlarında dikili duran çirkin heykellerinden; devlet dairelerinde, soğuk okul sınıflarında duvarlarda asılı, sararmış fotoğraflarından; her yere yazılmış, ona ait veya ait olmayan deyişlerinden; darbelerden, darbecilerden, milli güvenlik derslerinden; O'nu koruma yasalarından; ilkokuldan başlanarak ezberlettirilen metinlerden, 19 Mayıs törenlerinden; zorla okutulan laik, milliyetçi, militarist ve muhafazakar müfredatlardan, YÖK’ten; siyasi/ekonomik statükonun istediği kurgudan; ülke tarihi boyunca merkezin Sağ’ından ve merkezin Sol’undan; tartışılmayan, olduğu gibi yutulan bir tarihsel dayatmadan oluşan bir Atatürk var...  

Tartıştırılmayan, konuşulmayan bir Atatürk, dolayısı ile insan-üstüleşen bir Atatürk...

Bizim kafalarımızda tarihsel analizler yok, kutsallaştırılan bir tarih ve tarihi kişilikler var...

''Herşeyi konuşmana izin veririm ama konu Atatürk'ü tartışmak olursa, benim demokratlığım, çağdaşlığım, aydınlığım, uygarlığım rafa kalkar, ya seni aşağılarım, veya vatan/millet tek benim vatanım - benim milletim diyerek sana saldırırım'' diyenler olduğu için gidiniz Anıtkabir’e.

İşte o zaman anlarsınız ki, Atatürk’ün fotoğraflarını çöpe atmayıp saklamak ne Atatürkçü olmanın, ne de Atatürk’ü çok sevmenin göstergesidir. Öte yandan, fotoğrafları çöpe atmak ise,  ne Atatürkçü olmamanın ne de Atatürk’ü sevmemenin göstergesidir.

Belki o zaman oturur, Atatürk'ü ve mirasını tarihsel, siyasal ve ideolojik boyutlarıyla tartışırız.

Yaşadığımız şu günleri özgürce yaşamak için biraz da geçmişi özgürce, milli dava, kutsal kişilikler üzerinden değil, özgür bir akılla yargılamamız gerekir.

Ve yukarıda ''nedir bu iş?'' diye sorduğumuz sorunun cevabı gelir: Ortalama bir mantıkla bile düşünüldüğünde, maddeyi çöpe atmak yada atmamak arasında nitelik olarak bir fark yok diyorsak, demek ki birilerinin bu tabuları, bu korku ve zorla saygı kurallarını korumak ve dayatmak gibi bir derdi var.

Sıradaki sorumuz şu olur: ''Peki ama neden?''

Bir gün sıra bu sorunun yanıtına da gelir...

Dip Not: Merak ediyorum - on yıllardır resmi dairelerde asılı duran fotoğraflar hiç mi değişmedi? Değiştiyse ne oldu o eski fotoğraflara. Acaba devletin bir deposu falan mı var bu eskimiş fotoğrafları saklamak için. Eğer böyle bir depo yoksa, millet gizlice mi yok ediyor bu eskiyen fotoğrafları?

Language: 
Turkish
No votes yet