Share |

Articles

May 1st, always been a struggle in Turkey. People attending the gatherings, meetings or protests of any kind are always considered a problem in this country. May 1st, in its nature quite a humane celebration, has seen so tragic events... And in the recent years, would people be allowed to walk in May 1st has been discussed for weeks. People being sprayed pepper gas, being beaten by the police... Just for walking together... This year was a different one. Attendance was immense. Everyone was happy that a meeting of this scale  took place and people could make their cases and be heard. But some banks’ windows were broken by some protestors. This’s the story we all know. What happened afterwards... Well they were not a big media attraction and we are oblivious to them. How I found out was just a coincidence. Someone I know, a neighbour of mine, was a victim of the unbelievable events afterwards. So I started reading and asking.

12th of September 2010 was the date of the referendum in Turkey for some limited but progressive constitutional changes. Some of the 27 changes to the Turkish constitution (a constitution that was forced upon people by the military junta of the 12 September 1980 coup d'état) enabled the civilian courts to put on trial the remaining 2 generals of the military junta. Turkey, for the first time, in its history of multiple military coup d'états, was going to hold accountable the military leaders for the brutal consequences of the coup.

The trial has started in April 2012. Chief of the General Staff General Kenan Evren and General Tahsin Şahinkaya are on trial in Ankara.

Unluckily the two historical events took place in the Roman Republic in the late second century BC were not happy ending fairytales for Gracchus Brothers, Tiberius and Gaius.

The Gracchus brothers might have been considered to sow the seeds of socialism. Both of them obviously had class consciousness, and they were idealists. However, they failed to foresee or underestimate that the Roman aristocrats would fight for protecting their benefits at any rate.

What if the Gracchus brothers had succeeded in their struggles how would have been our lives? If so, three apples would have dropped out of sky: all for working class for once.

İSMAİL BEŞİKÇİ, "Kürtçenin seçmeli ders olması hükümetin sorunu iyi anlamadığının en somut göstergesidir. Kürtçe, Türkler, İngilizler ve Almanlar için seçmeli ders olabilir, ama Kürtler için olmaz. 20 milyonu aşkın bir nüfusu olan bir halkın dili seçmeli değil zorunlu dil olması gerekiyor"

 

Ben hükümetin Kürtçenin seçmeli ders olup olmamasını tartışmasını olumlu buluyorum. ''Ha gayret'' diyerek, halkın taleplerini dinleyerek, eğitimciler, siyasetçiler, öğrenciler bu işi demokratik bir fikir harmanında işlerlerse belki de daha ileri ve önemli kazanımlar elde edilir. Ne de olsa gelecek nesillerin kaderini belirliyor bu günün kararları. Nede olsa dil fikrin ifadesidir. Bir insanın dili ne kadar hür ve ne kadar zengin olursa, fikri de o derece hür ve zengin olur.

Yunanistan’ki gelişmeler yıllardır gündemde olan ve çoğu zaman politik değil ama ahlaki boyutta tartışılan bir konuyu gündeme getirdi: Irkçı faşistlere tartışma ortamı  ve platformu vermeli mi vermemeli mi?

AKP ve CHP'nin ''Kürt sorunu'' zirvesi ilk bakışta çok olumlu bir gelişmedir. Devlet tiyatrolarından, kürtaja, türbandan, eğitime ve 19 Mayıs gösterilerine, hiç bir konuda anlaşamadığını düsündüğümüz bu iki parti nasıl oluyor da böylesine önemli bir konuda birbiriyle konuşmaya başlıyor.

Eğer samimi ve dürüst sonuçlar üretilebilirse bu zirve, belki de Oslo görüşmelerinden sonra atılan en önemli adımlardan biri olabilir,

Mick Wallace, Media hypocrisy and the left.

The rightwing press are having a field day with Mick Wallace’s admission that he has not paid €2.1 million of VAT and interest to the Revenue Commissioners. But the tone of righteous indignation has a distinctly political purpose - they want to associate Mick Wallace with the left in order to claim that there are ‘double standards’ at play.

Marcus Tullius Cicero is the man who lived in the period of the fall of the Roman Republic, the most active period of the Roman history, (106-43 BC). He was one of the important figures in his time as an orator, lawyer and statesman. His main contribution to the Roman world is to create a Latin philosophical vocabulary and terms, which are still used. His way of using the language was at the top level; his various speeches in the senate and the court showed that he was extremely impressive and successful orator. I always think that I had better fall into a cesspit than defend myself against Cicero in the court if I were a Roman citizen.

I have read some articles about Breivik’s case in the prominent Turkish newspapers recently. They gave a simple reason for Breivik’s massacre that he experienced some ‘tragic’ childhood traumas. One of the headings of the newspapers was ‘He massacred because of a Turkish man.’ According to the report, Breivik testified that the father of one of his friends, a Turkish diplomat, destroyed his bicycle when he was 7.

Some people are asking how can the IS tendency vote for the Muslim Brotherhood (MB) but not for the left reformist, Syriza ? The first thing that needs to be said is that the Egyptian Revolutionary Socialist (RS) are an independent organisation who make up their own minds on these questions. And before anyone suggests this is pedantry they should realise this is a very important point for our Egyptian friends.

I’d like to consider myself a human. Nothing more and nothing less. But that is not the case if you happen to be born as a baby girl. Than you’re not just a human. You’re a woman. While I reckon all living things to be equal, this species of animal we call human has two subgenres. Women and men. Which are somehow thought to be completely different. One needs to state that they’re equal over and over. And need to put up a fight to be equal every single day. If she’s lucky enough to be in a society where she’d be allowed to speak up her mind. I’d say if any group of people are told to be “equal” with the rest, it’s clear as daylight that equality is nowhere in the equation. And the ones with the power to speak, the power to decide who stands where, can, one day stand up and say what you’re and you’re not allowed to do and that would be quite just according to them. And you, as equal and as precious you migt be in their holiday statements, would not have a single thing to say about the matter.

Kız oğlana usulca fısıldadı – ''Hamileyim galiba.''
Sonra kendi ayaklarına baktı.
Oğlan inkar edercesine saçmaladı yüksek sesle– ''Yok canım olur mu öyle şey!''
Sessizlik...
Sessizlik...
Oğlanın umut dolu fısıltısı bozdu sessizliği – ''emin misin''
Kızın umutsuz cevabı - ''Eminim''

After Norwegian killer had got arrested on 22 July 2011, the media eagerly followed him and tried to find out what kind of psychological problems he might have suffered. Psychiatric evaluations were published. Most probably various disputable claims on his psychological problems will be come up and discussed in the future. That may well be a common and understandable interest of all people, when somebody kills a large number of people in a cruel way and when it occurs in one of the most developed country in the world . However, as digging deep into the subject, we have realised that Breivik’s case is even more than a case of a serial killer so to speak.

Hükümetin, devletin işinden sual olunmaz. 

Bir gün kalkar 19 Mayıs statükosunu kaldırır, ertesi günü çocukların, gençlerin yaz kamplarını haremlik-selamlık hale getirir.

Irish taxi industry, in general, went from bad to worse throughout the boom years of so called Celtic Tiger era and the following years of economic crisis. 10 years ago, there were too few taxis serving the public and we still remember the endless queues on taxi ranks on a weekend night.

Oppressors,
invaders,
prison guards,

imperialists...

Will never understand hunger strike...
And the power of an empty stomach...

Cumhuriyet haber yapmış: Dindar nesil için abdestli Pepe

Toplumun çoğunluğunun kendini Müslüman olarak tanımladığı bir ülkede müslümanlığın işlendiği çizgi filmlerin de yapılmasından daha doğal bir şey olamaz. Eğer dini faaliyetler insanların günlük yaşamlarının bir parçası ise varsın bunlar çizgi filmlerde de olsun. Çocukluğumuzun, Heidi veya Estaban gibi çizgi filmlerini hatırlayanlar, Alplerin o dağ kasabasında veya 1500'lerin İspanya'sında geçen bu hikayelerde kilise ve dinin de yer aldığını bilirler. Hatırlarsanız, yetim Esteban'ı iyi yürekli rahip Rodriguez himayesine alıp yetiştirmişti. Dua ederlerdi beraber kutsal İsa'ya.

Dünyanın pek çok yerinde çalışanlar işsizliğe, fakirliğe itiliyor.
Milyonlarca çocuk işçi, kullandığımız bir sürü şeyi, rezil koşullarda üretiyor.
Kadınların çilesi bitmek bilmiyor.
Irkçılık hala başımızın belası.
Yediğimiz biberin zehiri bol.
Milyarlarca Dolar, savaşlara harcanıyor,
            - Bomba oluyor, bebelerin üstüne yağıyor.
Yaşlılarımızın emeklilikleri alınırken ellerinden.
...
...

Supporting workers and communities, resisting austerity. Dublin Tuesday May 1st at 6.30 pm. March from Parnell Square to Liberty Hall

1. Bir at iseniz ve evcil olmaya karar vermişseniz, bu artık hayatınızın sonrasına dair verdiğiniz bir karardır. Bundan sonra hiçbir zaman safi yabani at olamayacaksınız demektir bu. Yani kırlarda kafana göre koşamayacaksın, dereden su içemeyeceksin. Ama geceleri üşümeyeceksin; bu da güzel yanı işin. Sana güzel yemek ve su verecekler. Kendine ait bir odan olacak vesaire.

Tabii ki tüm bunların bir karşılığı olacak. Başlarda zor gelecek ama alışacaksın.

2. Evcilleşmiş atlar için kullanılan tabir İngilizce'de “broken” kelimesidir. Yani “kırılmış-kırık”. Çünkü kırık şeyler artık kırıktır, yapıştırılsa bile onların bu hali artık kırılmadan önceki hallerine benzemez. Efendinizin evindeki porselen vazo kırılmışsa ve hizmetçi onu ustaca yapıştırmış, ilk haline benzetmişse bile, vazolardan o vazo söz konusu olduğunda onun sıfatı artık “kırık vazo”dur. İşte sırtınıza semeri yediğiniz andan itibaren siz de artık o kırık vazosunuz.

Geçmiş olsun. Dilerim eşin ve çocuğun bir an evvel iyileşirler. Çok büyük acı ve telaş, insanın çocuğunu yaralı görmesi.

Kusura bakma, eğri oturup açık yazacağız (dilerim birazı da doğrudur bu yazdıklarımın). Seni tanımıyorum ama seçimlerde çok uzaklardan, yaşanılan süreç içerisinde meclis aritmetiğinin çok önemli olduğunu düşündüğüm için, gelip Blok’a oy kullanmış biri olarak sana bu kısa notu yazmak durumda buldum kendimi.

Ben otobur olmak isterdim ama etobur olmuşuz bir kere, elden ne gelir. Herkesin yediği, yemediği kendine elbette. İnsanların dininden, dinsizliğinden, sosyal, ekonomik koşullarından kaynaklanan tercihlerine laf uzatmaya kimsenin hakkı yoktur.

Müslüman’ın iştahla yediği sığıra Hindu’lar kutsal diyor, Hrıstiyanın domuzuna Müslümanlar günah diyor, Budistler hepsine hayır diyor... Herkes aynı dünyanın evlatları. Demek ki, ister ot ye, ister et ye, iyilik, kötülük, ağzına ne koyduğunla pek ilgili değil.

Ülke öyle bir çalkantıda ki, çocuklarımızın boğazından geçen loklamalar  zehirliymiş, çocuklarda kanser yaparmış... İki haber dışında galiba kimsenin umrunda değil.

Umrunda mı?

Gravatlı, takım elbiseli üç-beş çıkarcı hıyar ‘’ yok efendim dış mihrakların oyunu’’, ‘’Green Peace’i mahkemeye veririz’’, ‘’Bu Türkiye’ye zarar vemek için düzenlenen bir oyundur’’ diye dursun, bizim ne idiğü belirsiz yarı oralı, yarı buralı kız közlenmiş biberleri yutuveriyor büyük bir iştahla.

Sevgili Muammer Amca'yı ilk defa, gencecik ortaokul öğrencisiyken, o çocukluk anılarımızın büyük bir kısmını kaplayan 101 Evler mahallesindeki evlerinde tanımıştım. Keloğlanlar gibi girdiğimiz, emekli bir memur ailenin evi olduğu her halinden belli olan o apartman dairesi.

Eskimiş ama iyi kullanilmış mobilyalarından, yüzyıllardır aynı yerde dururcasına yorulmuş camlı vitrinden, mutfaktan gelen yemek kokularından tüm yaşamları boyu geçim derdini sırtlarında taşımış emekçi bir ailenin apartman dairesi...