Share |

Articles

7 bin dedi polis
7 bin yürüdü arabasız sokakları.
Ajanslar 10 bin geçti.
Polis 18 bin dedi düzelterek.
                15 binde anlaştılar kendi aralarında.

Bir bürokrat çıkar bir laf söyler. Boyunu, haddini ve görev tanımını aşan bir lafdır bu. Laf unutulur ama etkisi kalır.

Laf unutulur ama bu lafın birilerine verdiği gizli-açık mesaj birileri tarafından unutulmaz ve bir gün tekme olur, yumruk olur, tokat olur gider suçsuz, günahsız insanların canını yakar.

Yıl: 2011, aylardan Şubat, Yer: Van, konu: Anadilde – Kürtçe – eğitim. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: ''Anadilde öğretime sıcak bakıyoruz ama anadilde eğitimin bugün için çözülebilecek bir sorun olduğuna inanmıyoruz''.

Mesele 'hepimiz Ermeniyiz', 'hepimiz Müslümanız' ve dönüp dolaşıp yine 'hepimiz Ermeniyiz' meselesidir.

Sevan Bey'in 'Nefret suçlarıyla mücadele etmeli' yazısını defalarca okudum. Bu yazı ve devamında gelişen, olumlu-olumsuz yorumlar, küfür ve nefret süreci bir anlamda kendi başına, otonom bir seyir almaya başladı.

The Nobel Peace Prize has been awarded to the European Union for "six decades of work in advancing peace in Europe". The committee said that "the EU had helped to transform Europe 'from a continent of war to a continent of peace'. The award comes as the EU faces the biggest crisis of its history, with recession and social unrest rocking many of its member states. The last organisation to be given the prize outright was Medecins Sans Frontieres, which won it in 1999.(i)

Bu yıl Nobel Barış Ödülü "60 yıllık çalışması sonucu Avrupa'da barışı geliştirdiği" için Avrupa Birliği'ne verildi. Komite adına açıklama yapan Norveç eski Başbakanı Thorbjoern Jagland, "2012 Nobel Barış Ödülü'nün Avrupa Birliği'ne (AB) verildiğini" söyledi. Nobel Komitesi Başkanı Thorbjoern Jagland, "AB'nin 60 yılı aşkın süredir Avrupa'da insan haklarına, demokrasiye ve barışa olan katkılarından dolayı ödüle layık görüldüğünü" belirtti.

Last week Turkey's parliament authorised military action in Syria in response to Syria's deadly shelling of a Turkish town. Since then there have been more incidents of artillery exchanges and it has been widely reported that Turkey deployed additional tanks and missile defence systems to the Syrian border as artillery units responded to fire from Assad’s armed forces for a sixth day.

Insansız hava aracı Anka test uçuşunda düştü...

Çeşitli kaynaklar Anka Kuşu’nu şöyle anlatıyor. ‘’Simurg veya bir diğer ismiyle Zümrüdü Anka efsanevi bir kuştur. Pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer Doğu mitoloji ve efsanelerinde de yer edinmiştir. Sênmurw (Pehlevi) ve Sîna-Mrû (Pâzand) diğer isimlerindendir. Ayrıca zaman zaman sadece Anka kuşu olarak da anıldığı olmuştur.’’

"... Şehitlik de, gazilik de, uzun yaşamak da, genç yaşta şehit olmak da nasip işidir..."

Türk Dil Kurumu şöyle veriyor nasip kelimesinin anlamını:

1. isim Birinin payına düşen şey
2. Bir kimsenin elde edebildiği, sahip olabildiği şey
3. Kısmet, talih, baht
4. Günlük kazanç

Cumhuriyet Gazetesinin 16 Eylül tarihinde internet sitesinden verdiği haberin başlığı ''Hatay'da Halk Ayaklandı'' şeklinde. Sitelerinin 'flaş' ve önemli haberleri veren bölgesine koymuşlar bu haberi.

Bu yazi, Türkiye Suriye konusunda ulusalcılarının ve ulusalcı sosyalistlerin bir eleştirisidir.

With the recent killing of the US Ambassador to Libya during the protests against a film that is seen by the protesters as “anti-Muslim”, undoubtedly there will be questions raised about the freedom of speech. There will be debates on whether Islam is a tolerant religion or not. Experts will reignite the discussions on the doctrine of religion (Islam) and its suitability to democracy and modern life.

Let me state loud and clear: I condemn this killing.

Bu yazı sadece barıştan bahsedenleri ilgilendiriyor...

Nedeni, çıkış noktası ve bakış açısı ne olursa olsun barışın gerekli olduğunu savunanları ilgilendiriyor bu yazı...

Bu fikirler barışla birlikte nasıl bir ortamda yaşanılacağı konusunda farklı görüşleri olan ama bütün bunların üstünde, ötesinde  ve öncesinde barışı isteyenleri okumaya davet ediyor...

Barışın sunacağı yeni ufukları ve yeni yaşam mücadelelerini hayal edenler okumalı bunları...

"Savaş varsa başka bir sürü şey yok" diyenlere ve başka bir sürü şeyi isteyenlere olsun bu yazı...

Turkey is right in the middle of the situation in Syria. Not only because it is the only NATO member with a strong army bordering Syria but also politically and ideologically, especially because of the politics developing around the Syrian refugee camps in Turkey.

The refugee crisis in Turkey is growing and there are potential dangers ahead. It is estimated that there are now around 80,000 Syrian refugees in the camps in South-eastern border district of Hatay. Like many Irish, many Turks also express the sentiment of a “million welcomes”, but it looks like the nationalist left is not willing to offer this to the refugees in these camps.

Tonight (august 29th) at 10pm TV3 will air “Irelands Bogus Beggars: Paul Connolly Investigates”. This is a program they showed last year and it fits in well with their attempt to be the Daily Mail of Irish television.

The Norwegian court found Anders Behring Breivik legally sane and guilty, and sentenced him to 21 years in prison, the maximum possible penalty in Norway.

The outcome of this trial should be welcomed. Echoing Unite Against Fascism's statement, “The verdict that Breivik was “not insane” means that the far-right cannot dodge its responsibility by claiming that its virulent anti-Muslim racism and anti-immigrant rhetoric played no part in Breivik actions”, we should also see this as a “legal certification” that “political insanity” of fascism and racism cannot be reduced to (and therefore excused as) “mental insanity” of the person.

Bayramlar çok politik günlerdir: Barışın ve çözümün politikası.

Bayramlarda küsler barıştırılırdı eskiden, toprak davası, alacak-verecek davası, çocuklar kavga etti davası. Daha bir sürü şey. Kan davaları durdurulmaya çalışılırdı.

17 Ağustos 2012, Cuma. Bugün bir yığın olay vardı dünyanın gündeminde. Rusya’da Pussy Riot grubuna verilen ceza, Güney Afrika’da grevdeki sendikalı maden işçilerinin katliamı, Londra’da Assange krizi, elbette Suriye, Türkiye ve dünyada süregelen ekonomik kriz.

Ama, bence, bütün bunların hepsinden daha da garip olan bir haber ilişti gözüme. İki defa okudum. Şaşırdım açıkçası.

It was the year of 1998, the former Chilean military dictator, mass murderer and torturer Pinochet had arrived to UK, a country that he called his “most favoured country in the world”. No wonder why he would choose Britain as his favourite place. He was kept there under a very comfortable house arrest, effectively under the protection of the British government. Court trials, endless diplomatic debates and meetings with his favourite person, Thatcher, kept Pinochet in Britain safe and well until he was allowed to return to Chile in 2000 and to die in his comfortable military hospital bed some years later.

Over the last few years I have had my fair share of experience within the Irish workforce. No matter what job I had I always felt secure in the fact that I knew my employer had to treat me a certain way, for instance there was no fear of them working me for 24 hours without a break or deciding they wanted me to carry out my work while wearing a chicken suit. I felt safe in the knowledge that I lived in a country that protected workers rights so much so that we had them written down and ratified in the form of the Irish Constitution. However, since that oh so familiar word “recession” became part of our lives I have most definitely seen a different side to Irish employment.

Kendimi bildim bileli olimpiyatlara hiç ilgi duymamışımdır. Ama bu sene Londra'da yapılacak olimpiyatlar gerçekten pek çok yönden ''ilginç'' ve galiba ilk defa ben de ilgilenmeye başladım.

 

Hep duyardık büyüklerimizden, sprorun nasıl politika dışında ve üstünde, kardeşlik, barış ve dostluk için bir ortam olduğunu. Henüz daha haberlere manşet olacak bir kardeşlik, barış ve dostluk hikayesi okumadik. Zira şu anda olimpiyatların ana gündemi seks, militarizm ve ticaret.

Bir Dostum düşürülen uçak konusunda 10 soru sormuş. Benden bunlarla ilgili fikrimi sordu. Öncelikle soruları aşağıda aynen veriyorum:

1- Bugüne dek Türkiye Cumhuriyeti’nin elinde teknik ve askeri anlamda, Suriye’nin açıklamaları haricinde uçağın düştüğü ya da düşürüldüğüne dair ne tür bir bilgi elde edildi? Türkiye, kamuoyuna verilen bilgilerde Genelkurmay ilk önceleri Suriye tarafından düşürülen derken, dün düşürüldüğü iddia edilen aşamasına nasıl geldi? Bu bir imla dikkatsizliği mi? Böyle hassas bir konuda imla dikkatsizliği yapılabilir mi? Yoksa kasıtlı mı yazıldı?

Haberlerde, Nijerya’da kaza yapan yakıt tankerinden yakıt toplamaya çalışan 100'den fazla kişinin hayatını kaybettiğini öğrendik bu akşam. Bu büyük felaket petrol zengini ülkede ilk defa olan birşey de değil.

Acaba içinden ''Vay beleşçiler vay, utanmadan kazadan mal kaçırıyorlar'' diyen olmuş mudur?

Türkiye'de kimi ticari büyük gazetelerin son haftalarda bir savaş uçağı fotografı fetişizmi başladı. Her gün İnternet'te ana sayfalarına savaş uçakları koyar oldular. Ne büyük arşivleri varmış bu gazetelerin. Pırıl pırıl, mavi göklerde süzülen uçaklar...

Bazen düşünmeden edemiyor insan. Bu gazeteleri basanlar başka bir dünyadan mı geldiler diye. Neyse ki yazar, düsünür John Molyneux'un kitabı yardıma yetişiyor anlamak için bu durumu – 'Will the revolution be televised – a Marxist analysis of the media'. John'la Dublin'de bir pub da kitabında anlattıklarının derinliklerine inmek kadar zihin açıcı birşey olamaz bu konuda.

Sayın Leyla Zana’ya ve barışı savunan tüm gayretkar insanlara saygıyla. Onlara yapılan tatsız, zihinsiz saldırılara bir nebze cevabımız olsun

ZANA’KS ve VIAGRA GAZETECİ
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20910389.asp