Share |

Articles in "Politics"

‘Hititler ve Roma Dönemi’ne ait kalıntılar barındıran Emet’te yerleşimin çok eski tarihlerde başladığı, hatta M.Ö. 5000’li yıllara dayandığı bilinmektedir.

1074 yılında Anadolu Selçuklu hükümdarı tarafından ele geçirilen Emet, 1096 yılında Bizanslılar tarafından geri alınmıştır. 1380 yılında ise Emet, Germiyanoğlu Süleyman Bey’in elinde olan Emet Osmanlı hanedanına hediye edilir.’

Kütahya ilimizin, gitmediğim ama anladığım kadarı ile ismini İbranice doğruluk/hakikat anlamına gelen ve Golem Efsane’sinde sık sık geçen ‘’emet’’ kelimesinden alan sevgili ilçesi.

Şimdi büyük şirketlerde bugün kadın çalışanlara karanfil vs. verirler. Eşit işe, eşit ücret, sendika kurma hakkı vermezler ama karanfil verirler.

Kadınlar gününü çay-kurabiye partisine çevirmeye çalışan ulusalcılar, adının başında ‘çağdaş’ kelimesi geçen bir sürü ‘aydın/ilerici’ dernek, her yıl olduğu gibi ortaya çıkar, aynı lafları eveler gevelerler.

Bir-iki ‘profesyonel’ aydın, sanatçı, kadınlara gereken övgüleri düzerler. Günüm anlam ve önemi anlatılır, örtbas edilirken günün anlam ve önemi.

Bir başka yandan, devlet sahiplenir bu güne. Devlet-millet kavramları arasında kaynar gider ‘kadın’ kelimesi.

As I started reading the report on thereferendum in the Irish Times, I noticed another item that said: “Fall in house prices accelerating”. Great! Thousands of mortgage holders, who bought a house just to put a roof over their family’s heads, are in further misery.  People who were stuck in a high and speculative investor-driven rental market, people who thought buying a home made sense, have been buried deeper in negative equity - the same people who suffered levies, cuts and job losses for the benefit of banks, builders and bond holders; the very same people whose mortgage debts (real money) to the banks stayed the same while all their income and the value of their homes kept dropping.  Not a few, but thousands of people are at the point of losing their family homes. They can’t sell them, they can’t pay for them but they are now asked to pay another €100 (to begin with) for their homes.

En basit tarla sınırı anlaşmazlığından, kan davalarına, yerel çatışmalardan, dünya savaşlarına, tüm  kavgalar konuşmayla, yani masa başında sonlanıyor. Bu hep böyle olmuştur. Birileri savaşıyor, birilerinin evlatları, gelecekleri elden gidiyor, birileri savaş suçu işliyor, birileri banka hesaplarını dolduruyor. Ama sonunda iş dönüp dolaşıp masaya geliyor. Kimse, düşmanına son kurşunu sıkıp, tamam bitti bu iş diyerek evinin yolunu tutmuyor.

Hani insan düşünmeden edemiyor, ‘’ne gerek vardı dünya savaşlarına, keşke o faslı geçip, doğrudan masabaşı görüşmelerine başlansaydı’’ diye. İyi de Hitler’e nasıl anlatacaksın bunu?

Topkapı Sarayı’na gittiniz mi? Belki de en güzel yanı o müthiş boğaz manzaralı bahçesidir. Her taraf yemyeşil, boğazın suları berrak mavi. Başka bir dünya sanki dışarısı. Saraylının kendi yanılsamasında gördüğü ve her şeyine sahip olduğunu, her şeyine hüküm sürdüğünü sandığı ‘’saraylının dünyası’’.

Belki de dünyanın hiç bir sarayının manzarası, bataklık, çöplük, kurak çorak araziler, tozlu dumanlı yollar değildir. Başka ülkelerde de saraylar görmüş olanlar bilir bu ortak özelliğini sarayların. Belkide saraylıya, huzur, güven ve sonsuz güç veren şey sadece sarayın iç konforu, kalın duvarları değil, aynı zamanda bu etrafını sarmalayan cennet gibi manzaradır. Ancak sarayın ipek halılı salonlarından bakılınca görülebilen bu sarhoş edici manzara…

Sayın Kenan Evren Paşa, ben 6-7 yaşındaydım, tanımazsın beni, seninle veya adamlarınla tanışacak yaşta değildim çok şükür. Ama ilk kez parçalanmış insan vücudunu o zaman gördüm. Yine kahve taranmıştı. Kurşun seslerini hatırlıyorum. 9 kişi. Faili meçhul tabii ki. Onların çocukları da benim yaşımdadır herhalde.

Evren Paşa, sen bilmezsin. Annemin geceleri uykusuz yattığı zamanları. Kulağı gözü kapıda, balkonda. "Balkona birşey atıp sonra evi basıp tutuklayacaklar mı" diye söylenir dururdu. Uyuyamadı kadın günlerce, aylarca.

“Tam adıyla Jeremy Charles Robert Clarkson otomobil konusunda uzmanlaşmış bir yazar ve yayıncı. The Sunday Times'da ve The Sun gazetesinde de haftalık yazılar yazsa da en çok BBC otomobil programı Top Gear ile tanınıyor. Yaptığı ağır otomobil eleştirileri Clarkson'ı, otomobil şirketlerinin çok sevdiği ya da çok nefret ettiği en önemli kişilerden biri haline getirdi. Top Gear programındaki otomobil değerlendirmeleri, yüksek satış hedefi olan otomobil markalarının yıl sonu hedeflerini etkileyecek kadar dikkate alınıyor. Vauxhall'un 2. nesil Cavalier modelini değerlendirirken, "Bu bir otomobil, 4 tekerleği var ve gider. O kadar!" dedikten sonra, sırtını dönüp kameradan uzaklaşması, Clarkson'ı dünyanın en etkili otomobil yazarlarından biri haline getirmişti. (Ntvmsnbc)”

Bugün anladım ki, Marx "Dünyanın tüm işçileri birleşin"" derken sonuna "dünyanın tüm futbolcuları sizde" deseydi herkes Marksist olurdu bizde bu dertlerden kurtulurduk.

Beşbin publı koca şehirde bir tek futbolsuz mekan bulamayıp hadi eve derken bir mesaj geldi: "Van’lı vefat etti, yardıma koşan kurtarma görevlisi vefat etti, habere giden muhabir vefat etti. Hala gurur duyuyormusunuz?"

The lines are drawn and borders are set.  These are lines, drawn by the crisis in Europe and the world, between the possessed and the dispossessed, the poor and the rich. The time to stand right in the middle and sit on the fence is over. One has to be either on one side or the other.  The nonsense that we are the children of the same nation, under one flag, walking on the same streets as equals has been exposed with this crisis. This is now the struggle between the hungry and full.

Çizgiler çekildi, sınırlar belirlendi. Artık Avrupa’da ve genel olarak dünyada kendini gösteren krizin çizdiği, zenginler ve yoksullar, sahip olanlar ve olmayanlar arasındaki sınırlar bunlar. Artık sınırda beklemenin, ortada oyalanmanın mümkünatı kalmadı. Ya bu tarafındayız sınırın yada öteki tarafında.  Aynı ulusun mensubu, aynı bayrağın vatandaşı aynı sokakların aynı ve eşit insanı safsatası bitti bu krizle. Bu aç ile tok arasındaki çelişki.

Sevgili Kızım,
Bugün sizin oralarda bayram. Baban hep yapmayı hayal ettiği gezinin filmini izlerken sen geldin aklına. Filmde maden maden dolaşıp iş bulmaya çalışan ırgat vardı. Biraz daha büyü de beraber izleyelim.

Bir sürü ilkini görmüyorum. İlk bisiklete binişini, ilk operaya gidişini, ilk kezban yenge’yi söyleyişini, ilk motor gezini. Olsun n’apalım. Bu da böyle olsun. Gece benim gibi sende rüyalar görüyormusun bilmem. Geçenlerde geyiklere havuç yedirirken gördüm bizi. Yine senin o topal geyik en çoğunu yeni. Bu sefer ürktüler benden. Sensiz olduğum içinmi, sakallarım uzadığı içinmi bilemedim.  Topal ürkmedi ama.  Belki topal olduğundan kaçamayacağını biliyor. Başka çaresi yok alışıyor mecburen.

Since the beginning of this current crisis we have watched crisis meetings, major EU/IMF/ECB summits, and many times, the people of Europe and the world have been told that there are now measures in place and decisions are made to fix the system.

Drama continued on, and 3 years later after yet another summit of the political/economic powers, Greek Mythology kicked in. The Olympian Gods, from Zeus to Hephaestus are upon Euro-Zone. Germany, France, EU, IMF, ECB are all baffled. One can almost hear them whispering WTF?

Have the Gods gone mad?

Taraf Gazetesi gerçek bir basıncılık örneği göstererek 1 Kasım tarihli baskısında 7 milyarıncı bebek Danica’nın haberini manşetten vermiş. Ve tabiki Birleşmiş Milletler yetkililerinin ve Filipinlerin zenginlerinin Danica’nın doğumunu nasıl kutladıklarını anlatmış. Anlaşıldığına göre Danica’nın keyfi yerinde olacak. Pastalar, burslar vs.

#OccupyDameStreet March
22 October · 14:00 - 17:00
Garden of Rememberance
Dublin
www.occupydamestreet.org

Around 1,000 people took part in a lively protest in Dublin as part of the worlwwide day of action against austerity, which saw protests from New Zealand, London, Australia and Rome and many other places. 

There is a saying in Turkish: "Misafir umdugunu degil buldunu yer" roughly translated as "Visitor don't get served what they want, they get what the host serves"

IMF are not visitor nor they will get just what they want. They will have to face the people who are suffering and protesting against the conditions imposed upon them by IMF/EU and the government.