Share |

Öğrenci Protestoları ve Eğitimin Kalitesi

Şöyle bir teori koyalım ortaya: Bir ülkede, bir üniversitede verilen eğitimin kalitesi, o ülkede ve üniversitede akademisyenlerin ve öğrecilerin genel yaşamsal ve eğitim ile ilgili konularda yaptığı protestoların hem niceliği hem de niteliği ile doğru orantılıdır.

 

Bu teoriden yola çıkarak, protestoların olduğu üniversitelerde hem hocaların hem de öğrecilerin iyi bir eğitim verildiği konusunda içleri rahat olmalıdır.

 

Antik dönemden, orta çağa ve günümüze kadar gelen süreçte üniversitelerin tarihsel konumları ve gelişimleri çok ilginçtir ve günümüzde üniversitelerin bilimsel-toplumsal rolünü anlamamız için bu tarihsel süreç bize ışık tutar. Üniversiteler kimi zaman 'iktidarlarla' örtüşseler de, tarih boyunca hep toplumsal değişimin ve anti-tezlerin ateşlendiği yerler olmuştur. Değişim ve devrimler tek başına üniversitelerden gelmese de bu kurumlar bir yandan toplumsal çelişkilerden etkilenmiş diğer yandan da bu değişimlere etki vermiştir.

 

Antik Yunan'dan, Mezapotamya'ya, Bizans'dan, Osmanlı'nın medreselerine ve Avrupa'nın bin yıl öncesine dayanan üniversitelerine baktığımızda bir yandan bu kurumların toplumsal etki-tepki sürecinin, diğer yandan da eğitimin, insanlığın gelişim sürecine bağlı olarak, sürekli ilerlediğini görüyoruz. Bunu kanıtlamak için bir yığın örneğe gerek yok: Bin yıl önce dünyanın küreselliği tartışılırken, şimdi uzaya Göktürk – 2 uydusunu gönderiyoruz.

 

Kısacası, üniversiteler tarih boyunca kimi zaman iktidarlara tepki göstermiş, protestolar yapmış ve aynı zamanda da sürekli nitelik ve nicelik olarak ilerlemişler.

 

İlginçtir, şimdilerde bizlere söylenen şey, protestoların olduğu üniversitelerin hocalarının-öğrencilerinin ve bu kurumların verdiği eğitimin bir işe yaramayacağı...

 

Dünyanın pek çok yerinde gördüğümüz askeri darbelerin ve diktatörlerin, sendikalar, sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin yanında ilk iş olarak üniversitelere de özel bir şehvetle el atmalarının altında bir neden olsa gerek. Bir bildikleri olmalı bu 'masum' eğitim kurumlarına gösterdikleri özel ilgiyi yaratan.

 

Teorimizi pekiştirmek için yüzler yıl geriye gitmeye gerek yok. Yakın tarihten bir kaç örnek verelim:

 

İngiltere'nin üniversite-eğitim kalitesinin Türkiye'den daha düşük olduğunu söyleyemeyiz. Bizim YÖK boşu boşuna öğrencileri-akademisyenleri İngiltere üniversitelerine göndermiyor. Sadece son 15 yıla baktığımızda karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor: İngiltere'de on binlerce üniversiteli, değişik iktidarların eğitim-ekonomi politikalarından, başlattıkları savaşlara, dışişleri politikalarından, uyguladıkları kesintilere kadar pek çok konuda onlarca protesto eylemleri yapmışlar. Bu dönemde üniversitelerin bilim-bilgi-düşünce üretminde bir eksilme ve yavaşlama olmamış.

 

Kanada'da yüzbinlerce öğrenci 2012 yılında hükümetin eğitim-ekonomi politikalarına karşı gösteriler yaptılar ve öğrenci sendikasının çağrısıyla günlerce süren genel greve gittiler. Hükümet tepki olarak öğrenci gösterilerini düzenleyen-kısıtlayan acil bir yasa çıkarttı ama buna rağmen Montreal'de 400-500 bin öğrenci ve sivil insan Kanada tarihinin en büyük yürüyüşünü gerçekleştirdi. Temel talepler eğitimde eşitsizliğin ve kaliteyi düşürecek ekonomik kısıtlamaların kaldırılmasıydı.

 

Kanada'nın eğitim kalitesi ve bilimsel üretkenliği herşeye rağmen meşhurdır.

 

Mısır'da Mübarek diktatörlüğünü deviren süreçte binlerce üniversiteli genç ve akadamisyen ülkenin dört-bir tarafında yapılan gösterilere katıldılar. Tahrir meydanını dolduran milyonların içinde öğrecilerin hatırı sayılır bir oranı vardı. Başbakan Erdoğan Mısır'a yaptığı gezide bu durumu yerinde görmüştür.

 

Acaba bu üniversiteliler-gençler, 'Mübarek'i devirme mücadelesine katılmıyoruz, dersimiz var' deselerdi ne olurdu?

 

ABD'de, Vietnam Savaşı'ndan bu güne, savaş karşıtı öğrenciler defalarca hükümetlerin dış politikalarına karşı gösteriler yaptılar ve greve gittiler. 2012 yılında binlerce üniversiteli artan harçları ve öğreci borçlarını protesto etti. Yine 2012 yılında polis baskısına karşı değişik üniversitelerde çeşitli gösteriler yapıldı. Geçen yılın en unutulmaz olayı ise haftalarca süren, gençlerin ve üniversitelilerin başını çektiği ve yaşanan ekonomik krize karşı yapılan 'occupy' hareketi idi. Bunlardan en büyüğü Tahrir'den etkilenen 'Occupy Wall Street' hareketi oldu.

 

Türkiye'den kaç öğrenci ABD'de devlet bursuyla okuyor acaba?

 

Yunanistan'da üniversite öğrencileri artan ırkçılık ve faşizme karşı aylardır amansız bir mücadele veriyorlar. Özellikle Müslüman göçmenlere yapılan ırkçı-faşist saldırılara tepki duyan gençler, sendikalar, sivil toplum örgütleri ve diğer anti-faşist gruplarla ortaklaşarak bu saldırılara karşı göçmeleri destekliyorlar. 19 Ocak'ta ''Atina, Anti-faşist şehir''sloganıyla uluslararası bir eylem çağrısında bulundular.

 

Yunanlı gençler 'biz sadece sınavlara çalışırız' diyebilirlerdi. Demediler...

 

Örneklere sayfalarca devam edebiliriz.

 

Bu ülkelerin çoğunda eğitim kalitesi, bilim-bilgi üretme faaliyetleri Türkiye'den daha az ve kötü değil.

 

Demek ki protestoların ve boykotların eğitimin kalitesiyle çelişen bir yanı yok.

 

Gelecekte topluma emekleri, beyinleri ve bilgileriyle yön vermede payları olacak öğrecilerin bu işe şimdiden, üniversite kampüslerinden başlamaları olsa olsa eşyanın doğası gereğidir. Bu faaliyetler, gösteriler, toplumsal olaylara ve toplumun gidişatına müdahale etme girişimleri bu öğrencilerin eğitimlerini, yaşamlarını ve yaşayacakları gelecek günleri ciddiye almalarından dolayıdır. Bu eğitimlerinin – hocalarının kalitesizliğinden dolayı değildir...

 

Devletler, iktidarlar bu gösterileri ve ortaya konan politik argümanları onaylamayabilir. Bu gösteriler mutlaka her kesim tarafından da desteklenmeyebilir.  Yine de bu durum protesto hakkının ortadan kaldırılmasına neden olamaz. Protestolar müsade alınarak yapılan şeyler değildir. Demokrasilerde iktidarı protesto etmek için iktidardan izin alınmaz.

 

Mesele eğitimin-üniversitenin kalitesi meselesiyse, ortadan kaldırılması gerekenler gösteriler ve gösteri hakkı değil, örneğin 12 Eylül'ün üniversitelere vurduğu darbelerin bitmek tükenmek bilmeyen etkileridir.

 

Eğitimin katilesi ve üretkenliği, üniversitelere sınırsız akademik ve idari bağımsızlık verilerek geliştirilebilir.

 

YÖK ortadan kaldırılmalıdır.

 

Bilimsel araştırmalara verirlen destekler arttırılmalıdır.

 

Kılık kıyafet- türban baskısından, üniversite idaresinin seçimine ve politik faaliyetlere kadar her alanda akademik demokrasi sağlanmalıdır. Üniversiteler devletin, eski-yeni statükonun emir-komutasından çıkarılmalıdır.

 

Kampüsler alış-veriş merkezlerine dönüşeceğine, Milet'in Felsefe Okulu gibi, her türlü 'çılgın', 'aykırı', 'gelenekçi', 'dindar' ve 'dinsiz' düşüncenin üretildiği doğal üretimhanelere dönüştürülmelidir.

 

O zaman görürüz üniversitelerin toplumsal rolünü, bilimsel üretimini ve eğitimin kalitesini.

 

''Sendikalar Kanunu'nda öğrencilerin sendika kurmasına ilişkin bir düzenleme olmadığı'' gerekçesiyle 2006'da kurulan Genç Sen 2011'de kapatılmıştı. Kanada'da, ABD'de, İngiltere'de olan bir şey bizde niye yok?

 

@memzers

Language: 
Turkish
No votes yet