Share |

Milli Güvenlik Dersi Kaldırılıyormuş

Milli Güvenlik Dersi Kaldırılıyormuş

Hey gidi lise yılları, BAL günleri...Üniformalı koridorun başında belirir. Nöbetçi öğrenci: ‘’DİKKKKAAAAT!’’. Ayağa kalkılır. Üniformalı: ‘’MERHABA SINIIIIIF’’. Sınıf: ‘’SAĞOL’’. Üniformalı: ‘’OTURUN’’... Buna benzer bir şeydi lise yıllarının haftalık töreni. Sonrasında gelen 45 dakikalık olmadık sallamalar, geyikler, palavralar. Her lise öğrencisi asker doğmuyor işte. Bir gün 3-4 kişi kalkmayalım, sağol çekmeyelim dedik te, dünyamız zindan olacaktı neredeyse.

Milli Güvenlik Dersi kaldırılıyormuş. "Aman minnettarız" demiyoruz. "Yetmez ama evet" demek bir kere daha yerinde olur bu hayırlı gelişme için. Şöyle insan bir düşününce, kolayca sıralayı veriyor listeyi: Vatandaşlık, Milli Güvenlik, zorunlu Din Dersi. Yetmez ama, bunları da kaldırmak lazım. Eğitimde fikirsel militarizmin 3 bacağı bunlar.  

Vatandaşlık dersi yerine Sivilleşme, Demokratik Sivil İtaatsızlık, Toplumsallık vb. gibi bir sürü yeni dersler konulabilir. Din Dersinin yerini örneğin, Dinler Felsefesi ve Tarihi gibi bir ders alabilir. Daha da ileri gidilip, Toplum, Doğa ve İnanışlar Tarihi gibi yeni bir ders hiç te fena olmaz, yaşadığımız coğrafyayı düşünürsek...

Belki o zaman, yeni nesiler, bu topraklarda yaşamı, toplumsal dönüşümü belirleyen Antakya Akımı ve İskenderiye Akımı çelişkisini kavrar. İznik bir anda (hiç şakası yok) bu günün çirkinliklerine ve güzelliklerine evrensel boyutta farklı bir ışık tutar. Konya, Milet, Kadıköy, Kapadokya Van ve Arz-ı Rum gibi yerlerin, insanlığın gelişim, çatışma, gerileme ve yeniden gelişim döngüsündeki yerleri (sadece mekan olarak değil, idea, siyaset, sanat merkezleri olarak ta) herkes tarafından bilinir. Bu gün yaşadığımız ırkçılığın yeni modeli, İslamofobi ve sözde kültür, din ve uygarlık çatışmalarının içini, dokusunu, amacını anlarız.

Anadolu, öyle sırf tarım yapılan, çilelerle dolu, üstü başı pasaklı görüntüsüyle  aklımıza gelmez artık. Kütüphaneleriyle, felsefe ve din okullarıyla, bilimsel buluşlarıyla, sınıf savaşlarıyla, edebiyatıyla çıkıverir karşımıza. ‘’Bizim dediğimiz meğer herkesinmiş, herkesin olandan bize de pay düşmüş‘’ deriz bu coğrafyada. Ve bir bakmışız, bugün nefes alıp vermek kadar ihtiyacımız olan ve inadına ve inadına bize verilmeyen barış denen şeyi yaratırız bu topraklarda. Anadolu, Asia Minor olur, Asia Minor Mikrá Asía’ya katışır, Mikrá Asía döner gelir, Anadolu’ya dünür oluverir. Öyle milli güvenlikçilerin dediği gibi, üstümüz, altımız, sağımız, solumuz hep ve her zaman iç ve dış mihraklarla dolu değilmiş, onu anlarız.

Ne vatan bölünecek diye zıplar dururuz, ne din elden gidiyor diye Allah Allah çekeriz. Ermeni sorununu adam gibi algılar adam gibi tartışırız. Kürdün çilesi bu coğrafyanın çilesiymiş, bunu öğrenir ve biraz daha "iyi" oluruz. Bir bakmışız, öyle laiklik falan elden gitmiyormuş, demek ki postala, rütbeye, emire-komutaya gerek yokmuş, insanların mutluluğu için.

Akılsal, bilimsel, sanatsal, toplumsal mücadelemizin şekli değişir.

Vay be. Demek ki, üç dersi kaldırsak, memleketi hem daha çok sevebileceğiz, hem daha çok sahiplenip, taşını toprağını, tarihini ve insanını daha çok koruyacağız. Hem de bütün bu güzelliklerini herkes ile, herkes kendince, kendi diliyle kendi doğası gereği yaşasın diye paylaşacagız. Aspendos’da opera dinlemek gibi bişey olacak buralar...

Abartıyor muyum?

Koca Lennon boşu boşuna yazmamiş ya Imagine’ı. Dinlerken iyi de dillendirince mi abartı oluyor. Militarizmin, barışsızlığın, ötekileştirmenin, ırkçılığın, tarihsel hafızasızlığın ve kirli sokakların baskısıyla geçireceğime orta yaşlarımı, imagine eder, hadi bakalım derim...

Hadi bakalim.

- Sevgili Semih Eser Abimin 50. yaş gününe olsun bu yazım. Antakya’dan Milete, Dublin’den Tehran’a yolculuklarımızın ve kafa patlatmalarımızın anısına.

Your rating: None Average: 4 (1 vote)