Share |

Mardin'de İş Tehlikeli Boyutlara Ulaşıyor – Gençlerin Yapması Gerekenler...

Bir bürokrat çıkar bir laf söyler. Boyunu, haddini ve görev tanımını aşan bir lafdır bu. Laf unutulur ama etkisi kalır.

Laf unutulur ama bu lafın birilerine verdiği gizli-açık mesaj birileri tarafından unutulmaz ve bir gün tekme olur, yumruk olur, tokat olur gider suçsuz, günahsız insanların canını yakar.

Yeşilay Cemiyeti Mardin Şube Başkanı Lütfü Günlüoğlu’nun, "Üniversiteli gençler Mardin’e ahlaksızlık getirdi" diyerek başlayan ve sokakta ele-ele dolaşan, öpüşen gençlerin yatak odalarında ne olduğunu hayal etmesiyle devam eden açıklamaları sadece 3. sınıf, bir köşede unutulmuş bir bürokratın, görevini ve haddini aşan sözleri değil, bunun çok ötesinde, toplumsal bir baskı-denetleme mekanizmasını yaratmanın denemeleridir.

Mesele bu nedenle, bir delinin bir kuyuya taş atması meselesi değildir.

Mesele bir gerici zihniyetin kendi fikirlerini ifade etmesi meselesi de değildir.

Mesele, bilinçli ve planlı bir şekilde, kocaman bir kentte, kocaman bir kitleyi, yani 'dışarıdan gelen ünversiteli' kitlesini parmakla göstermek ve sosyal suçlu ilan etme meselesidir. Artık Mardin'de zihinlerde yeni bir grup var: 'Dışarıdan gelen üniversiteliler'.

Mesele biz ve onlar, ahlaklılar ve ahlaksızlar, yerliler ve ötekiler, Mardinliler ve İzmirliler gibi ayrımların ortaya konması meselesidir.

Örneğin, yarın lokantalar yazı asabilir: ''Dışarıdan gelen üniversitelilere pilav yok'' diye. Belki öğrecilere ev vermez kimi ev sahipleri, ''siz sevişiyormuşsunuz'' diyerek. Belki okey salonları ''veresiye yoktur'' yazısının yanına ''Öpüşmek yasak!'' diye de yazılar asarlar.

Belli mi olur? Daha önce çok örneklerini gördük bunların.

Almanya: ''Türkler hırsızdır''
İngiltere: ''Zenciler uyuşturucu satar''
Yunanistan: ''Göçmenler ekonomiyi batırır''
Amerika: ''Müslümanlar teröristtir''
Mardin: ''Dışarıdan gelen öğrenciler ahlaksızdır''

Dünyanın dört-bir yanında ve Mardin'de söylenen sözler, içeriği ve biçimi bakımından ırkçı ve ayrımcı sözlerdir.

Bu sözler toplum içerisinde bir gruba, bir kitleye karşı duyulan nefretin ifadesidir. (Bu sözleri söyleyenler hep reddederler bu belirlemeyi)

Bu sözlerin somut, sebep-sonuç ilişkisini ortaya koyan dayanakları yoktur.

Bu söylemler, hep ama hep, genellemeler ve varsayımlar üzerinden yapılır.

Bu söylemlerdeki amaç hiçbir zaman bir diyaloğu ve karşılıklı tartışmayı yaratmak değil, aniden patlak vererek ''ötekini'' hedef alan bir şok terapisi mantığıyla genel bir tepki yaratmaktır.

Bu tip sözlerin hemen hepsinde, olmayan suça karşı suç duyurusunda bulunulur ve devlet, yetkilililer, polis vs göreve çağrılır. Sonunda da, yetkililer bu olmayan suça karşı topyekün bir hareket yapmayınca, bu sözlerin sahibi ''bakın devlet bile birşey yapmıyor, o kadar da söyledik der''. Burada ''bile'' anahtar kelimedir. Madem devlet bile yapmıyor kimbilir belki iradeyi birileri eline alır ve birşeyler yapar...

İşte saldırılar, toplumsal baskılar da böyle başlar...

Nasıl ki İngiltere'li ırkçılar ''zencilere polis-devlet bir şey yapmıyor bir türlü'' diyerek, saldırılar düzenliyorlarsa, Mardin'de de bir akşam üniversitelilere sataşan bir grup olursa şaşırmamalıyız.

Şöylenen sözlerin Mardin'den uzaklara - çok daha uzaklara - da söylendiği kesindir: Hedef sadece Mardin'liler değil tüm ülkedir:

- ''Bursa'lı anneler, duyun, bakın, koca Yeşilay Şube Başkanı söylüyor, boru mu? Kızınızı bir uyarın, kulağını çekin''.

- ''Yozgat'lı babalar, siz okusun öğrensin diye gönderdiniz onca zahmet-çile çekerek ama bakın sizinki ne haltlar karıştırıyor Mardin'de''.

- ''İzmir'li anne-babalar, sizinki çift dikiş yaptıysa bilin ki ders çalışmak yerine sokaklarda dolaşmaktan ve evde şuursuzca sevişmektendir''.

...

Ey kendini Mardin'in ahlak bekçisi zanneden müdür: Mardin'e ''Taşın ve İnanışın Şehri'' denilmesi, taş kalpli bürokratlardan ve bir grup insanı suçsuzken suçlu kılan ve bu insanları ''işte bunlar'' diye parmakla gösteren inanışlardan dolayı değil, Mezopotamya'nın en eski merkezlerinden biri olduğu içindir. 6500 yıllık bilinen tarihinden ve üzerinde yaşanan kültürlerden-medeniyetlerden dolayıdır. Ne diyelim, senin de katkın bu olsun Mardin'in kültür-tarih katmanına.

Basılan yerler toprak deyip geçilmeye, tanına!.

Mardin'de söylenen laflar ırkçılıktır ve öyle bilinmelidir.

Yeşilay Tüzüğü Madde – 3 söyle diyor: ''Derneğin amacı, yurdumuzda ahlâkî ve kültürel bir kalkınma atmosferi içinde içki, uyuşturucu ve sigara bağımlılığı gibi toplum ve gençliğin beden ve ruh sağlığını tahrip eden bağımlılıklar yanında, kumar, fuhuş, internet ve ekran bağımlılığı gibi gençliğe ve topluma zarar veren bütün zararlı alışkanlıklarla mücadele etmek, millî kültürüne bağlı nesiller yetiştirmek amacı ile kurulmuştur. İçki, uyuşturucu madde sigara tüketimini ve diğer kötü alışkanlıkları, devlet organları ve sivil toplum kuruluşları ile de iş ve gönül birliği yaparak asgariye indirmektir.''

Şube Başkanı sözlerini kurumsal sorumluluk gereği söylediğini ifade etti. Demek ki

- Sokakta öpüşmek, evde sevişmek gibi bir faaliyet alanı yok Yeşilay'ın. Fuhuş başka bir şey

Demek ki başkan hem tüzüğü hem de yetkisini aşan şeyler söylemiştir.

- Yeşilay'ın, tüzüğü yukarıdaki faaliyetler yapılırken ''gönül birliği'' esasına dayanıldığını yazıyor. Yani, Yeşilay gençlerle, toplumsal kuruluşlarla ve örgütlerle iş birliği yapmak amacında.

Demek ki şube başkanı tüzüğü ya anlamıyor, ya da takmıyor. Sen kalkıp topyekün bir kitleyi ahlaksızlıkla suçlayacaksın sonra da bu kitleyle sorunları çözmek üzere diyalog kuracaksın. Olur şey değil.

- Şube başkanı devleti ve yetkilileri göreve çağırıyor: "Şimdiden önlem alınmaz ise herkes bu vebalin altında kalabilir. İşte burada bizler sivil toplum kuruluşu olarak yetkilileri göreve davet ediyoruz. Bu işe el atmaz, gereken tedbirler alınmaz ise çok daha vahim manzaralar ile karşılaşabiliriz''.

Koskoca şube başkanı, elbette bu işi biliyordur. Devletin hangi kurumunu göreve çağırıyor? Kimin görevini yapmadığını söylemeye çalışıyor? Belediye mi? Valilik-polis mi? Asker mi? İmamlar mı? Meclis mi (Belki yeni yasa istiyordur: El ele tutuşmayın yasası)

Peki, devletin yetkililerini göreve çağırıyor da bu başkan, sorulunca neden ''uyarma görevinin Yeşilay Cemiyeti'nde'' olduğunu söylüyor?

Uyarmak'tan kastı ne?
Nasıl uyaracak?
Kim uyaracak?
Uyaranın uyarılana bir kimlik-belge göstermek gibi bir zorunluluğu olacak mı?
Uyarılan uyaranın kim olduğunu nereden bilecek?
Uyarılan, uyaranı umursamazsa ne olacak?

Bütün bu basit ama pratik soruların bize gösterdiği, şube başkanının kafasından asıl geçenin 'mahallelinin bu işi bir şekilde halletmesi' umududur... Mahelle baskısı yani...

Abartıyor muyum?

Şube başkanı hakkında soruşturma açılmış. Yetmez ama gereklidir.

Aynı zamanda kin-öfke ve bir gruba yönelik kışkırtmadan dolayı adli soruşturma da açılmalıdır.

Ve demokratik görgü gereği görevinden alınmalıdır. İstifa etmesi bir hayal kurmaya gerek yok...

Ve Mardin'li gençlerin yapabileceği bir şey var: Yeşilay Şubesi önünde öpüşme günü düzenlemek. Sokakta ve ayakta....

Gerisini, ardından evde ne olduğunu bıraksınlar başkan bey kendi kafasında hayal etsin...

Language: 
Turkish
Your rating: None Average: 5 (1 vote)