Share |

''İdam cezasını savunacağım hiç aklıma gelmezdi'' diyenlere yanıt

Berna Kirmit isimli Radikal Blog yazarı ''İdam cezasını savunacağım hiç aklıma gelmezdi' başlıklı bir yazı yayımlamış. Yazıda ortaya konan fikirlerin ve iddiaların aslında hiçbir tarihsel, sosyal ve hukuksal dayanağı ve idam tartışmaları açısından bir orijinalliği yok. Ancak 2012'nin Türkiye'sinde idam cezasını savunan bir yazı yanıtsız kalmamalıdır. Zira, idam cezası gibi toplumların vicdanını, hukuk algısını ve demokratik sürecini yakından ilgilendiren bir konuda yazılan herşey, yazılan satırların da ötesinde bir öneme sahiptir.

Temel'e idam sehpasında sormuşlar: ''Son bir dileğin varmı?'' ''Bu bana bir ders olsun'' demiş.

Berna Kirmit'in yazısında ortaya konan argümanlar yeni ve orijinal değil. Dünyanın idam tartışmaları yürütülen her memleketinde idam cezasını savunanlar sürekli bunlara benzer argümanları ve örnekleri kullanırlar.

Bu yazıda da gördüğümüz, 'çekingen' bir şekilde ''yeri geldiği zaman idamın da bir haklılık sebebi vardır'' diyerek başlayan fikirlerin sağdan-soldan toplanan örneklerle beslenmesi ve sonunda da 'idamın gerekliliği' sonucuna ulaşılmasıdır.

Aslında asıl sorulması gereken soru idam cezasının Türkiye gündemine niye ve nasıl girdiği ile ilgilidir.

Berna Kirmit Ramazan Bayramında Singapur gezisinde tur rehberinin anlattıklarını aktarıyor ve bunun üzerinden varsayımlara dayanarak tesbitlerde bulunuyor: ''Ramazan bayramında Singapur gezimizde, rehberimiz Singapur'da hükümetin en başarılı olduğu konunun uyuşturucu ile ilgili mücadelesi olduğunu ve uyuşturucu kullananın da satanın da açık açık idam edildiğini ve halkın da bu konuda hükümetini desteklediğini aktarmıştı. O yüzden ülkede uyuşturucu kullanım oranının resmi rakamlara göre yok denecek kadar az olduğunu söylemişti.''

Turizmle çok yakından ilgiliyim.

Mesele Singapur ve idam cezaları olunca elbette turistik bir gezide bir rehberin söylediklerinden biraz daha fazla detaya ve derine inmeliyiz. Singapur, hakkında Uluslararası Af Örgütü'nün idam cezası konusunda ciddi ve detaylı bir çalışma yaptığı ülkelerden biridir. Neden mi? Çünkü 1994 – 1999 yıllları arasında nüfusa oranla dünyada en çok idam cezasının uygulandığı ülkedir Singapur. 2004 yılında yayımlanan raporda bu ülkede yaşananlar ile ilgili şok edici bulgular vardır.

Merak ediyorum, acaba tur rehberi, Singapur'da hükümetin idam cezası konusunda her türlü tartışmayı, basın ve sivil kuruluşlar üzerinde baskı uygulayarak bastırdığını da söylemiş midir?

Tur rehberi 2001 yılında milletvekili J.B. Jeyaretnam'ın idam cezası konusunda meclis görüşmesi talebinden ve mecliste bu konuda sadece 5 dakika konuşma yapmasına izin verildikten sonra konunun adalet bakanı tarafından reddedilmesinden bahsetmiş midir?

Çok gezen bilir ama çok okuyan da.

Singapur'da uyuşturucu ve diğer bazı suçların cezası mahkeme ve yargılama sürecinden bağımsız olarak zorunlu idam cezasıdır. Yani cezanız bir anlamda karakolda daha ifadeniz alınırken bellidir. İngiliz yazar Alan Shadrake 'Once A Jolly Hangman: Singapore Justice in the Dock' isimli kitabında Singapur ceza sistemini eleştirmiştir ve bu nedenle Singapur'da hapis ve para cezasına mahkum edilmiştir.

Alın size küçücük ülke Singapur'dan bazı insan manzaraları:

24 yaşında, vasıfsız isçi Rozman Jusoh: Uyuşturucu satarken yakalanmıştır ve zihinsel özürü nedeniyle idam cezası yerine hapis cezası verilmiştir. Savcının temyize başvurması sonucu 1996 yılında idam edilmiştir.

Zulfikar Bin Mustaffah. 14 yaşında uyuşturucu bağımlısı olmuştur. Ömrünün büyük bir bölümünü uyuşturucu rehabilitasyon merkezinde geçirmiştir. 32 yaşında asılmıştır. Singapur'da uyuşturucu bağımlıları hasta değil, suçlu olarak tanımlanmaktadır.

Thiru Selvam, 28, iki çocuk babası. Bir arkadaşı ile uyuşturucu bulundurmaktan dolayı tutuklanmıştır. Hakimin Selvam'ın arkadaşını itiraf yoluyla 25 yıla mahkum etme sözü üzerine arkadaşının ifadesine dayanılarak suçlu bulunmuştur ve 2001 yılından asılarak idam edilmiştir. Thiru Selvam annesini bebekken, alkolik babasını da 16 yaşında kaybetmiştir. 14 yaşında uyuşturucuya alıştırılmıştır.

Eğer Singapur iyi bir örnekse Türkiye'de kaç kişiyi asmalıyız buna dayanarak?

Gelelim 2012 Singapur'a. 2001 Temmuz ayından beri idam cezalarının infazı, 1 yıllık bir süre için uygulamanın gözden geçirilmesi amacıyla durdurulmuştur. 10 Temmuz 2012 tarihli BBC haberine göre, Singapur, uyuşturucu ve cinayet suçlarında idam cezasını zorunluluk olmaktan çıkarmayı planlamaktadır. Mahkemelerin ve hakimlerin bu konuda daha fazla takdir hakları olacaktır. Mahkumlara karara itiraz hakkı verilecektir.

Bütün bunlar yetmez ama belli ki Singapur, tur rehberinin söylediğinin aksine, idam cezası konusunda küçük ve olumlu adımlar atmaya başlamıştır.

İdam cezası dünyada 100'den fazla ülkede kaldırılmışken, 50'ye yakın ülkede en az on yıldır fiilen uygulanmazken, ve sadece 42 ülkede resmen varken Singapur örneği yeniden gözden geçirilmelidir. Sosyal-tarihsel koşulları atlanılarak ve gittim anlattılar geldim diyerek güzelim ülkeme Singapur örnek gösterilemez.

Türkiye'de olanlara başka yerlerden kötü örnekler gösterilerek açıklama getirilmesi de yeni adet oldu. 'Hindistan'da da oluyor'. 'Çin'de de var', 'Singapur'da da gayet iyi işliyor'...

Dünyada uygulanan idam cezaları (Uluslararası Af Örgütü verileri):
2010: Bahreyn (1), Bangladeş (9+), Belarus (2), Botswana (1), Çin (2000+), Mısır (4), Ekvator Ginesi (4), İran (252+), Irak (1+), Japonya (2), Libya (18+), Malezya (1+), Kuzey Kore (60+), S. Arabistan (27+), Singapur (0+), Somali (8+), Sudan (6+), Suriye (17+), ABD (46), Vietnam (0+), Yemen (53+).

2011: Afganistan (2), Bangladeş (5+), Belarus (2), Çin (2000+), Mısır (1+), İran (360+), Irak (68+), Malezya (1+), Kuzey Kore (30+), S. Arabistan (82+), Somali (6), Güney Sudan (5), Sudan (7+), Suriye (1+), BAE (1), ABD (43), Vietnam (1+), Yemen (41+)

Bunca mücedeleden sonra kaldırılan idam cezasını geri getirerek Türkiye'yi yukarıdaki listeye dahil etmenin kime, hangi suçun önlenmesine ne yararı olacak anlamak mümkün değil.

Yukarıdaki ülkelerde, idam cezası olmayan İrlanda, İsveç, Türkiye, Danimarka, Almanya, Avustralya, Arjantin, Kırgızistan gibi ülkelerden daha az suç işlendiği gibi bir veri ve kanıt yoktur.

''Yeri geldiği zaman idamın da bir haklılık sebebi vardır'' deniyor.

İdam gibi bir konuda neyin ne zaman yerinin geldiğine kim karar verecek?

Sınırı nerede ve nasıl çizeceğiz?

Sadece adi suçlar için mi kullanılacak idam cezası yoksa arzulanan bunun siyasi suçlar için de uygulanması mıdır?

Aynı mantıkla, S. Arabistan zinayı, İran rejim muhalifliğini 'yeri gelmek' olarak tanımlıyorsa onlara ne demek lazım?

Zamanın iktidarları, yasa yapıcıları ve uygulayıcıları Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, daha sonra özür dilenilen Dersim İsyanı'nın liderlerinden 90 yaşındaki Seyit Rıza ve Erdal Eren için 'yeri ve zamanı geldi' demişlerdi.

Henüz yarası sarılmamış 12 Eylül idamlarını unutacak mıyız?

Peki ya Nelson Mandela idam edilseydi ne diyecektik? Ne de olsa o zamanın G. Afrika hükümeti Mandela için 'zamanı ve yeri geldi' düşüncesindeydi.

Amerika'da Wikileaks ilişkisi suçlamasıyla tutuklu bulunan er Bradley Manning idam edilirse ne düşüneceğiz? Wikileaks aracılığı ile bize savaşın kirli yüzünü gösteren Julian Assange ABD'ye teslim edilir ve ABD 'yeri ve zamanı geldi' diye idamla yargılarsa tavrımız ne olmalıdır?

Siyasi tutuklular idamla yargılanır ve ceza infaz edilirse ülkenin, barışın geleceği daha karmaşık ve çok daha zor olmaz mı?

Türkiyede ki uyuşturucu, suç vs. durumuna bakıp ''Ve ne olursa olsun bunu yapan vicdansızın en üstteki adamından, en alttaki satıcısına kadar hepsinin idam edilmesini uygun görürüm'' derken, evladı genç yaşta bir hata yapmış ve adi suç işlemiş bir anneye idamı nasıl anlatacaksınız?

Böyle bir tesbitte bulunurken hiç mi yaşamda hatalar yapmış, feleğin çemberinden geçmiş, suça zorlanmış, bile bile suç işlemiş, pişman olmuş-olmamış, girdiği cevreden çıkamamış, acı cekmiş, acı çektirmiş insanlar tanımadınız? Hangi sarayda yaşıyorsunuz ki, sokaktaki olan-bitene asalım-keselim diyerek bu kadar kolay bir formül bulabiliyorsunuz?

''Bu cezanın uygulanması bence, toplumdaki bir takım suçların işlenme oranını bir nebze de olsa düşürecektir, düşürmez diyenlere ise cevabım ''en azından kurbanın ailesinin acısını hafifletecektir'' olacaktır'' derseniz, 'dişe diş, göze göz' demiş olursunuz. Ve bir de bakmışsınız memleketin yarısı kör olmuş...

Ne birbirimize diğer yanağımızı dönmek zorundayız ne de birbirimizi kör etmek.

Ceza infazının toplumsal görevi adaleti sağlamak ve bunu yaparken de suçluyu 'rehabilite edip' tekrardan 'topluma kazandırmaktır'. Kurbanın ailesinin acısını hafifletmek mantığı uygar toplumlarda ceza infazının asıl görevi olamaz. Bu görevin yerine getirilmesi başka şekilde ve başka kurumlarla olmalıdır. (Elbette kurbanın ailesinin acısı çok ama çok önemli bir acıdır.) Böyle bir mantık 'kan davası' mantığıdır. Kan davasında da bir ferdi öldürülen ailenin öc alarak ölümün acısını hafifletmesi mantığı vardır. Sonuçta acılı aile sayısı iki olacaktır.

2012'de hangi mantıkla bu tesbitlerde bulunuyorsunuz?

Yaşam sürekli değişen toplumsal-politik koşullar, yıkılan ön yargılar ve yenilenen sosyal algılamalarla doludur. Hukuk, suç ve ceza, katı ve değişmez mutlak doğrular üzerinden değil, bu değişen, gelişen toplumsal-politik süreçlere göre belirlenmeli ve uygulanmalıdır. Hukuk sadece teknik bir konu değil aynı zamanda demokratik, toplumsal bir kavramdır. Yargılama ve cezayı infaz etme demokratik koşullar altında olmalıdır. Aksi taktirde mahkemeler adalet değil, ceza dağıtan kurumlar haline dönüşür. Hukuk topluma dikte edemez, aksine toplumsal koşullara ve değişimlere ayak uydurmalıdır.

Bir suçluyu öldürerek ne suçu yok edersiniz ne de suçtan canı yanan masum insanların acısını azaltırsınız. Bu konuda dünyanın, ABD dahil, pek çok ülkesinde onlarca araştırma yapılmıştır ve idamın suçu önlediği konusunda bilimsel bir kanıt yoktur.

Kimse Norveç'te evladı öldürülen anne-babadan daha fazla ahlaki bir 'hakka' sahip değildir ki, onlar 'idama hayır' derken onlar adına idamdan yana çıka.

Uyuşturucu bağımlılığı, fakirlik, işsizlik gibi sorunların sebebini, anti-domokratik yasaları ve uygulamaları ortadan kaldırmadan suça karşı cezaları ağırlaştırmak dünyanın pek çok ülkesinde denenmiş ve tekrar tekrar başarısızlığa uğramıştır. Bununla yapacağınız tek şey bir yandan suçlu üretilirken diğer yandan cezaevlerini doldurmak olur. Bunun üstüne de idamı koyarsanız, arttıracağınız tek sayı ölen insanların ve kararan yaşamların sayısı olacaktır.

ABD'de idam cezası ne uyuşturucuyu ne de ağır suçları önlemiştir. Üstelik, kasıtlı veya kasıtsız nedenlerle yanlış yargılanan ve idama gönderilen bir yığın insan vardır.

1995'te Hart Araştırması'na göre ABD'de polis şeflerinin %67'si cinayetleri önlemede idam cezasının etkili olmayacağını söylemiştir. ABD'de idam cezası olan eyaletlerde cinayet oranı olmayan eyaletlerden daha fazladır. İdam cezalarının %90'ı güney eyaletlerde uygulanmaktadır. Aynı ayaletlerde cinayet oranı ABD'de genelinde en yüksek olandır.

Günümüz hukuk sistemi siz kabul etseniz de etmeseniz de paraya dayanmaktadır. Yani zenginseniz dünyanın en iyi savunma avukatlarını kiralarsınız. Fakirseniz durum çok daha başkadır. İdam cezası, adil olmayan, yanlış olan bir yargılamadan ve karardan ileride dönülmesi gibi bir seçeneği ortadan kaldırır.

Suçluyu asarlar ve konu orada kapanır.

İdam cezası toplumun suçludan umudu kesmesi demektir. Oysa bizim talebimiz 'toplumu suçlulaştırmak' değil, 'toplumsal koşulların iyileştirilmesi' olmalıdır. Ya devlet yanlış sa? Ya yasalara ve devlete hakim olanlar yanlış sa?

İngiliz infaz memuru Albert Pierrepoint söyle demiştir: ''Yüzlerce idam cezası infazında bulundum. Bütün bu idam cezalarının herhangi bir şekilde suçu önleme, azaltma yönünde faydalı olduğuna inanmıyorum. İdam cezası olsa olsa bir öc almadır''

Yukarıda sayılan ve benzeri pek çok nedenden dolayı dünyanın genelinde idam cezası karşıtı bir eğilim büyüyerek gelişmektedir.

Türkiye'nin bir adım ileri attıktan sonra bir adım geriye atmasını ne aklımız, ne de yüreğimiz kabul eder. Sadece adi suçluların değil, siyasi mahkumların da idam edildiği bir geçmişin acı anıları henüz daha unutulmadı bu ülkede.

Sizi oğlu idam edilen annenin söyledikleriyle başbaşa bırakıyorum: ''Oğlum benim dünyamdır, yaşamımdır, varlığımın temelidir. Eğer idam edilirse, bu benim de idamım olacaktır. Oğlumun acısına dayanamam, bu acı beni öldürür...''

İdam cezasıyla hangi annenin acısını yok etmiş oluyoruz?

Language: 
Turkish
No votes yet