Share |

Fazıl Say: Ellere müzik, bize nasihat.

Fazıl Say, vurduğu tuşları tek tek ama özenle, çıkarmak istediği seslere göre seçiyor. Kendi bestesi neyse çıkan sesler de o. Oysa ki dünya 'çok sesli' bir yer. Kimi piyano çalıyor kimi de zurna.

 

Yıllar boyu tüm dünya Nazım Hikmet'i şair olarak bildi ve okudu - sosyalist bir şair. Bizim memlekette ise bizlere tek anlatılan komünistliği ve vatan hainliği oldu. Tek bir şiirini bile okumamışlar Nazım Hikmet'in komünist olduğunu ezberden bildiler. Dünya bizim Nazım'ın şiirlerinin keyfini çıkarırken biz ''komünistler Moskova'ya'' larla büyüdük.

 

Sanırım Fazıl Say'ı da tüm dünya, sosyal yaşamla, dinle ve gündelik olaylarla ilgili fikirlerini bilmeden, duymak, taraf olmak veya karşı olmak gibi bir seçenekle boğuşmak zorunda kalmadan, sadece müziği ile bilirken, bizler bir müddet daha müziği hariç herşeyini konuşacağız.

 

Ellere müzik bize de magazin haberler ve sansasyonel nasihatlar...

 

Yıllar sonra 'piyanist' Fazıl Say'ı Avrupa'lı yazarların kitaplarından öğreniriz herhalde.

 

Fazıl Say'da elbette 'ellere müzik bize ise nasihat-öğüt' tavrıyla bizde bu müzik dışında kendisinin herşeyini tartışma zorunluluğu yaratıyor.

 

Fazıl Say'ı yazdığı üç beş rastgele mesajdan dolayı mahkemelere çıkarmak, yargılamak akıl alacak iş değil. Bu hem akıl alacak bir iş değil hem de bu sadece AKP'nin, şu iktidarın veya bu akımın yaptığı bir iş de değil. Binlerce kitabın, filmin yasaklandığı, akademisyenlerin, sanatçıların tutuklandığı, sendikacıların, öğrenci liderlerinin işkenceler gördüğü, darbeler ve darbe girişimleriyle dolu bir mirasdan bahsediyoruz. Geceyarısı baskınlarıyla evlerinden alınan ve yıllarca hapislerde yatan siyasi tutuklulardan bahsediyoruz. Sadece Fazıl Say'ı mahkemeye veren bir siyasi-yasal ortamdan değil, binlerce insanın hayatını mahveden bir geçmişten bahsediyoruz.

 

Ulusalcıların büyük pay sahibi olduğu bir geçmiş bu...

 

Fazıl Say Kurban Bayramı ile ilgili de bir şeyler söylemişti: ''Yaşayan canlıların ulu orta kesilmesine külliyen karşıyım. Kabullenmiyorum. Sevmiyorum. Hiç bir zaman da sevmemiştim bu durumu. Yarın tüm hayvanlarla dost olma ve onları besleme günümdür-bayramımdır. Yaşasın tek kişilik bayramlar!!''

 

Topluma en son nasihatı da 'arabesk dinlemeyin' olmuş. Dinleyenleri de 'vatan haini' ilan etmiş.

 

Vallahi ben herkesin istediği şekilde istediği bayramı ilan etmesine destek veriyorum. Ne kadar çok bayram o kadar iyi. Her isteyen bence istediği bayramda istediği müziği dinleyebilmeli.

 

Fazıl Say bunları söyledi diye adama yasal veya fiziksel olarak saldıracaklarsa ben Fazıl Say'ın yanındayım. Ama artık Fazıl Say da bildiği işi, çok iyi bildiği işi yapmaya odaklansa iyi olacak gibime geliyor. Çünkü belli bir alanda ustalaşmışken yaşamın diğer bir çok alanında daha çırak ve çocukça davranıyor. Ne de olsa iyi bir müzisyenin iyi bir toplum-bilimci, akıllı bir analist, engin bir filozof ya da sağlam bir politik eylemci olması gibi bir doğa kanunu yok.

 

Bir yandan toplumsal kişiliğinin verdiği 'ağırlıkla' söz söylüyor ardından da toplumdan gelen tepkiye hayretle yaklaşıyor. Söyleyen Say olunca ve söylediği şeylerin içeriğine ve şekline bakınca elbet yankı yapıyor söylenenler. Fazıl Say çocukluğunu Mars'da mı geçirdi ki, gelen bu tepkileri bu derece hayretle karşılıyor.
 

 

Say Semboller üzerinden konuşuyor. Bir hamle yapıp, sahneden seyircisini izler gibi, karşısındakilerin ne tepki vereceğini için için merak ederek izliyor toplumu. Ben Say'ın gereksiz yere dikkat çekmek gibi bir ihtiyaç içinde olduğunu düşünmüyorum ama Fazıl Say 'gereksiz yere' dikkat çekmek derdindeymiş gibi davranıyor.

 

Toplumsal ve sosyal olgular konusunda ezberden ve 'ben entellektüelim' tavrıyla konuşuyor ve bana kalırsa, kendi ülkesinin, toplumsal tarihin ve içinde yaşadığı yerel-genel dünyanın azıcık bile farkında değil.

 

Söylediği şeyler ucuz, kimi zaman belleksiz bir akılla ve çoğu zaman da basit 'doğrular' üzerine kurulu sloganlar. Evet, Fazıl Say herhangi bir analitik-politik düşünme sürecinden değil, sloganlar üzerinden konuşuyor.

 

Fazıl Say ''arabesk dinlemek vatan hainliğidir'' derken vatan hainliğinin ne demek olduğunun farkında mı? Vatan hainliği suçların en ağırıdır. Bir sofu bana rock dinliyorum diye vatan haini dese - devletin ne işine bu lafı yargılamak - ama ben belki de şahsıma iftiradan dolayı kişisel olarak hukuka başvururum. Ne de olsa ağır bir laf birine 'vatan haini' demek. Kanıt ister...

 

Peki ne yapılsın istiyor Say bu vatan hainlerine? Zorunlu beyin yıkamasından mı geçirilsinler, hapis cezalarına mı çarptırılsınlar? Sürgüne mi gönderilsinler? Ne yapılsın bu 'vatan hainlerine'?

 

Belki de Stalin modeli gibi bir şey yapılabilir. Mao modeli de olabilir. Ne dersin Fazıl Say, kültür devrimi yapılsın istersen? Söyleyiver, tweet at, kim yapsın nasıl yapsın bunu? Belki de farkında değilsin ama sen Stalinist veya Mao'cu olabilirsin. İstersen biraz tarih oku. Ne de olsa tarih bize bir sürü şeyi anlatıyor. Ne de olsa tarih ne 1923'de başlıyor ne de onunla sonlanıyor.

 

Öyle 'ben söyledim geçtim' olmaz Fazıl Say. Sloganı patlattın madem, şimdi ardını getir. Çözümün ne? Belki ana dilini konuşmasına izin verilmeyen kasabalara klasik müzik konserleri mi götürülmeli? Önerilerini bekliyoruz. Eğer devamı gelmezse önerilerinin demek ki ya akılına geldiği gibi konuşuyorsun yada bir bildiğin var ve biz anlayamıyoruz.

 

Sahi, şu anadil – açlık grevleri vs ile ilgili bir tweet attın mı Sayın Fazıl Say? Gazze'de olanlarla ilgili bir tesbitin var mı? Suriye'li göçmenler için bize bir iki fikir verebilir misin? Darbelerle ilgili ne düşünüyorsun? Vallahi sen seviyorsun bu toplumsal işleri diye soruyorum bunları, yoksa ben bir müzisyeni illa bunları yapması için yükümlü kılamam. Öyle bir zorunluluğu olamaz kimsenin.

 

Klasik müzik dinleyip, askeri derbelere yağcılık yapan, bankaların için boşaltan, papyon takıp konser salonlarını dolduran, cepleri şişkin kimi 'elitlere' ne diyorsun?

 

Mesela bir adam yüzlerce insanı sömürüyorsa, ya da milleti soyup soğana çeviriyorsa ama klasik müzik dinliyorsa bu adam 'vatanperver' mıdır?

 

Zenginle fakir, sömürüyle sömürülen, açla tok arasındaki çelişkilerle ilgili fikrin nedir sayın Fazıl Say. Yoksa Cumhuriyet olunca bütün bunlar yok mu oluyor?

 

Konumuz müzik olsa haddimi bilir ve ne bunları yazarım ne de bir fikir beyan ederim ama sosyal-politik konulara sen girdiğin için soruyorum bunları. Ne de olsa bunlar herkesin haddine, piyanistin de tornacının da.

 

Senin söylediğin bu 'vatan haini' tanımlaması askeri darbelerin söylediği 'komünistler vatan hainidir' saçmalığından hiç farklı değil. Sektersin çünkü sekter bir gelenekten geliyorsun. Geleneklere karşısın ama kendi, tepeden inme, adına 'modernizm' dediğin geleneğin diktatoryasını istiyorsun. Laiksin, ateistsin ama bilimsel değilsin. Tepeden gelen değişim istiyorsun. Bir avuç 'yeteneklinin' yığınları biçimlendirmesini diliyorsun. Kafanda din, insanlığın süreci ve toplumsal çelişkiler seçilmiş 'doğrular' üzerinden yer buluyor.

 

Vatan senin babanın malımı da sen belirliyorsun kimin hain olup kimin olmadığını. Senin vatan haini dediğin adam tarlada ot biçiyor, fabrikada terliyor, ofiste çalışıyor, belki de geçici kadrodan yıllardır bir opera-bale kurumunda yaşamını kazanmaya çalışıyor, yediğin, içtiğin kullandığın herşeyi üretiyor, taşıyor. Marketten aldığın hıyar raflara o güzel ve parlak şekliyle kendi başına gelip konmuyor. Ben senin yerinde olsam o hıyarı ne alırım ne de yerim. Bir vatan haini yetiştirmiş, bir başkası markete taşımış olabilir. Yaşamla ilgili bu seçiciliği hıyara da göstermek lazım.

 

Senin o hain dediğin insanlar senin evinin kalorifer kazanını yakıyorlardır belki de. Cumhuriyet'in tarihi bu insanlarının dedelerinin-nenelerinin cephelerde kanlarıyla, acıları ve yoksulluklarıyla dolu.

 

Sen nasıl oturup ulu orta arabesk dinleyenlere 'vatan haini' dersin? Unuttun mu, vatanından 'vatan haini' diye suçlandığı için kaçmak zorunda olan, yıllarca çileler çeken bir sürü iyi insanı, müzikçiyi, sinemacıyı? Vatan haini o yüzden ağır bir ifadedir. Söyleneni de söyleyeni de altında ezer.

 

Bir partiye üyemisin Fazıl Say? Bir dernek-grup vs ile çalışıp toplumda beğenmediğin şeylerin değişmesi için çaba sarfediyor musun? Mesela sokak çocuklarına ücretsiz ders verebilirsin. Mesela savaştan kaçan binlerce çocuk travma yaşıyormuş onlara müziğinle yaşam sevgisi verebilirsin. Müzik bir taşı bir yerden kaldırıp bir yere koymaz – öyle bir doğası yok – ama bunu yapan insana enerji verir, haz verir, destek verir. Taş taşıyor musun Fazıl Say, yada taşıyanlarla ilişkilerin nasıldır, iyi midir?

 

Ben sadece müzisyenim desen bunları sormanın anlamı-gereği olmaz ama sen din-ahlak-vatan sevgisi (yani politika) ile bu kadar ilgili olunca insan merak ediyor bütün bunları.

 

Vaktin olursa Fazıl Say biraz diyalektik oku derim. Değişik kaynaklardan belki insanlık tarihini ve insan topluluklarının estetik gelişim, değişim süreçlerini okumanda fayda var derim. Ne de olsa ilkel kabilelerden-impratorluklara-federal devletlerden-ulusal devletlere, günümüz kapitalist sisteme gelene kadar insanoğlu binlerce yıllık bir süreçten geçerek geldi bu günlere. Müziği de o süreçlerde gelişti-iyileşti-kötüleşti.

 

Fado ile ilgili ne düşünüyorsun? Dinleyenler de kendi ülkelerinde vatan hainimi oluyorlar acaba?

 

Oturup arabesk müziğin teknik, estetik, tarihsel ve sosyal boyutlarını anlatacaksan susar dinleriz, ama slogan atıp köşene çekileceksen bu yazdıklarımızı yazmak zorundayız. Ben de sevmem arabesk müziği ama oturur adam gibi konuşurum bununla ilgili bir savı olanla.

 

Çok merak ettim Fazıl Say, Noel'de milyonlarca hindi sizlere ömür oluyor? Dünyada Müslümandan çok Hırıstiyan var. Belki bir deney yapmalısın: Avrupa'da bir konserinde kesilen milyonlarca hindiden bahsetmelisin ve Noel bayramının nasıl 'bağnaz', 'gerici' ve 'mistik' bir felsefeye dayandığını, belki de Noel'e karşı olduğunu söylemelisin konser salonunu dolduran Hıristiyan izleyicilerine. İlginç bir deney olur bu bence. Acaba nasıl bir tavır gelişir? Ne de olsa dinin doktrini ile ilgiliysen tüm dinlerin dogmaları ilgini çekmelidir.

 

Avrupa'da Haçlı Seferlerinden ve Vatikan Kilisenin çocuklara yaptığı cinsel tacizlerden bahsettin mi? Dindar olmamak, ateist olmak, islamofobik olmak değildir, islamofobi 1970'lerden sonra gelişen yeni bir tür ırkçılıktır, mesela islamofobik bir şahsa hiç ağzının payını verdin mi hiç bir toplantıda vs?

 

Oturulur, hayvanların nasıl daha sağlıklı, nasıl daha acısız ve ortalık kan gölüne dönmeden kesilmesi gerektiği tartışılır elbette. Hem de buna acilen gerek vardır. Sonra oturur seni güzel güzel dinleriz, eğer bize müziğin iyisinden, kötüsünden bahsedeceksen. Ne de olsa kimse anasının karnından klasikçi, popçu, rockçu doğmuyor.

 

Ama sen her ağzını açtığında çözümlerini değilde tepkilerini ortaya koyarsan ne tepki gösterdiğin şeyleri değiştirirsin nede değişmesini istediğin insanlar değişir. Senin reaksiyonel çıkışların yeni reaksiyonlar doğurur ancak. Reaksiyonel çıkışlar, 'gerici mantığın' ve dogmatik politikaların yöntemidir.

 

Bu yazılanlar varolan olan herşeyi kabul edelim, değiştirmeyelim demek değildir. Elbette değişmeli yaşam. Devrimler yapılmalı. İktidarlar gelir, iktidarlar gider elbet. Bugün olan herşey değişmeye, kendini reddederek yenilenmeye, kendisiyle bir gün çelişmeye gebedir ve herşeyin değişeceği üzerinden yaşama bakılmalıdır. Bunu böyle bilmek senin gibi 'böyle gelmiş böyle gider' kaderciliğinin yarattığı tepkiselliği, analiz edebilme yeteneği ve harekete geçme enerjisiyle yer değiştirmektir.

 

Sayın Fazıl Say sen istesen de istemesen de ne sosyal alışkanlıklar-yaşam biçimleri, ne de müzik anlayışı tepeden gelme, tanrı vergisi şeyler değildir. Toplumlar harmanlana harmanlana, değişe değişe sürdürüyorlar varlıklarını ve estetik miraslarını.

 

İnsanlık tarihi çelişkilerle dolu. Estetik, müzik, sanat bir yandan bu çelişkilere mercek tutarken, diğer yandan da bu çelişkilerden doğrudan etkileniyor.

 

Sana uzun ve başarılı bir sanat yaşamı dilerim ama ellere müzik keyfi, bize reaksiyonel çıkışlar yok. Müzisyen ol tamam, politik müzisyen ol, yasamı değiştirmeye atıl o da tamam, ama 'laf sokuşturur sonra da uzaktan izlerim' dersen otur hiç olmazsa Nazım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları'nı oku derim...

 

Makinist Allaedin ve Kömürcü İsmail açıklıyor bize herşeyi. Allaedin'in ve İsmail'in arabesk dinleme, paraları olsa kurban kesme ihtimalleri yüksek. Ve ben dünyayı değiştirecek olanların onlar olduğuna inanıyorum. Sen olsa olsa bu değişimin müziğini yaparsın veya bu değişime karşı müzik yaparsın. O da senin bileceğin iş...

 

Yurdundan kaçak yaşamış, sürgün yemiş onca insan varken iki de bir çekip giderim dersen bir gün millet çıkar ''çek git'' der.

 

Ve biz kimsenin kimseye vatan haini demediği, çek git diyemediği bir dünyanın estetiğinin peşindeyiz...

 

O yüzden elimiz klasik müzik üretirken, ağzımız arabesk sloganlarla meşgul değil.

 

.......
Vagonlar geliyorlar sallanarak.

"-Usta!.."

Alaeddin döndü kömürcü İsmail'e

"-Ne var İsmail?"

"-Usta ne olacak bu harbin sonu?"

"-İyi olacak."

"-Nasıl yani?"

"-Yemekli vagonda rakı içeceğiz."

"-Biz mi?"

"-Biz."

"-Kömürü kim atacak?
Kim sürecek makineyi?"

"-Onu da biz."

"-Alayı bırak usta,
Kim Kazanacak?"

"-Biz."

İsmail hiçbir şey anlamadıysa da
üstelemedi.
Çok siyah ve çok kalın kaşlarıyla oynadı biraz
sonra: "-Ustam" dedi,
"Bir sualim daha var.
Şu gördüğün raylar
dolanır mi bütün dünya yüzünü?"

"-Dolanır."

"-Demek ki harp olmasa,
ama yalnız harp değil,
hudutlarda sorgu sual sorulmasa,
rayların üzerine saldık mi makineyi
dünyanın bir ucundan öbür ucuna varır."
"-Deniz dedi mi durur."
"-Gemilere binersin."
"-Tayyare daha iyi."

İsmail güldü.
Kırıktı ön dişlerinden biri.

"-Ben tayyareye binemem usta,
anamın vasiyeti var."

"-Tayyareye binme, diye mi?"

"-Hayır
karıncayı bile incitme, diye."

Alaeddin kocaman elini vurdu
çıplak uzun ensesine İsmail'in:

"-Sen ne hafız oğlusun!
Zararı yok ulan,
yine de bineriz tayyareye,
adam öldürmek için değil
gökyüzünde püfür püfür
sefa sürmek için...
Şimdi sen hele
ateşi bir süngüle."

Vagonlar geliyorlar sallanarak.

Language: 
Turkish
No votes yet