Share |

Fatih Altaylı'ya Yanıt ve Araplarda Linç Kültürü (Kaddafi'ye üzüldüm - 22 Ekim 2011)

Fatih Altaylı, 22 Ekim tarihli Kaddafiye Üzüldüm başlıklı köşe yazısında, Kaddafiye yapılan linçten bahseder gibi yaparak bir sürü konuya değinmiş.

Elbette, aklı başında, demokrasiye, hukuk sistemine, suc-yargı-kanıt-ceza sürecine inanan hiçbir insan linç eylemine destek veremez ve kabullenemez.  Lince uğrayan, bu Kaddafi’de olsa, en temel insan hakları elinden alınmıştır. Bunun lamı cimi,fakatı, aması olmaz. Bunu söyleyerek gerçek konumuza gelelim ve Altaylı’nın yazısını deşifre edelim.

SADDAM VE IRAK
Yıllardım kimin adam olup, kimin olmadığına karar veren otorite Altaylı yazısına Saddam’dan başlıyor ve Saddam’a zerre kadar üzülmedim diyor. Tarihi ve olayları, belleğimizi kendi yazdıklarımızı unutmadan, süreci doğru değerledirerek anlatmak gerekir. Zira, Libyada’da Irakta’da olan olaylar, son son yirmi yılda emperyalizmin kimi zaman egemenlik kurma, kimi zaman da gelişen özgürlük ve devrim süreçlerini denetim altına alma çabasıdır.

Saddam’a üzülmemiş Altaylı. Pekala, hemfikiriz. Saddam’ın yargılanma süreci, asılması vs. elbette tarihsel önemi olan bir olay ancak, Irak işgali ve doğurduğu sonuçlarıyla çok yakından ilgili bir olay. 21 Şubat 2011, Hürriyet’te Fatih Altaylı şöyle yazmıştı:

‘’Biz ise istesek de, istemesek de zaten olayın tarafıyız. Kuzey Irak diye bir derdimiz var ve oradaki gelişmeler bizi ilgilendiriyor. IMF diye bir derdimiz var, ABD'nin buradaki hâkimiyeti bizi ilgilendiriyor. 100 milyar doların üzerinde dış borcumuz var, bu borcun çevrilmesi bizi ilgilendiriyor. ‘ABD'ye üs açarak’ savaşa dahil olsak da, Amerika'ya “Başının çaresine bak” diyerek uzağında kalmaya çalışsak da, bu gelişmelerden ötürü Türkiye büyük kayıplara uğrayacak. Bizi bu da ilgilendiriyor. Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu açmazı ‘savaş yandaşlığı’ veya ‘savaş karşıtlığı’ diye basite indirgemek bu yüzden doğru değil. Yoksa en kolayı ‘savaşa karşı’ olmak.’’

Irak İşgali yasadışı, uluslararası hukuka aykırı, emperyalist yalanlara dayanılarak gerçekleştirildi.  Sözde kitle imha silahlarını yok etmek üzere işgal edilmişti Irak. Sonucunu bugün çok açık şekilde görüyoruz: Bir milyon ölü, bitmek bilmeyen sekter çatışmalar, binlerce öksüz yetim ve savaşın bütün yıkımlarının bitmek bilmeyen etkileri. Altay’lı umursamadım derken bu gerçekleri eminim biliyordur. En kolayı ‘Savaş karşıtı’ olmak değil en kolayı ‘umursamamaktır’.

KADDAFİ VE LİBYA
Fatih Altaylı yazsına ‘’Kaddafi ise hiç ama hiç öyle değil. Benim, sizin, pek çok kişinin Kaddafi'den nefret etmek nedenleri olabilir, ama onu tekmeleyerek, linç ederek öldüren Libyalıların yok’’ diyerek devam ediyor. Merak ediyorum, eğer kendi vatandaşının Kaddafi’den nefret etme  hakkı yoksa, size, bize bu nefret nereden geliyor. Bizim alıp veremediğimiz nedir?

1969 da darbe ile başa gelen Kaddafi, kendini herzaman bir Arap radikali olarak ortaya koymuştur. Arap birliği ve Filistine destek çağrılarında bulunmuştur. Dışarıya Yeşil Kitabı ile demokrasi örneği sunan Kaddafi , içeride, kurduğu yerel halk kongreleri ile ülkedeki tüm birimler üzerinde doğrudan kontrolü sağlamıştır. Sendikalara, politik partilere gerek yok diyen  lider, tüm ulusal kararları tek başına ve anti-demokratik yöntemlerle almış ve uygulamıştır. Petrol gelirlerini 4 milyonluk ülkede 60 bin kişilik ordu ve polis teşkilatları kurmak için harcamıştır. Halk kongreleri polis muhbirleri ile doldurulmuştur. 50 bin Libyalı, sığınmacı olarak ülkeden kaçmak zorunda kalmıştır. Afrika Ulusal Kongresi, Filistin ve İrlanda Cumhuriyet Ordusuna genelde sözde destek veren ve etkisini arttıran Kaddafi komşuları Nijer ve Çad’ın kimi bölgelerini defalarca işgai etmiştir. Libya sırdana vatandaşlar için demokratik ve ekonomik özgürlüğün olmadığı, kontrol ve baskıcı polis devleti olmuştur. Diğer Arap ve Kuzey Afrika ülkelerinde olduğu gibi Libyada da yaşam düzeyi  Kaddafi diktatörlüğü döneminde hep çok düşük olmuştur. Oturduğumuz yerden özgürlük ve daha iyi yaşam mücadelesi veren halklara ahkam kesmek kolaydır.  Nato’nun Libya devrimini ele geçirmiş olması Libyalıların mücadelesini ‘’kötü’’ kılmaz. Libyadaki bal gibi bir halk ayaklanması idi. Libyayı bu ülkelerin objektif koşullarını görmezden gelerek Mısır ile karşılaştırmak tarihsel bir yanılgıdır.

ARAPLAR VE LİNÇ KÜLTÜRÜ
Saddam, Kaddafi meselelerini eğri, doğru tartışırızda, asıl darbeyi ‘’Bu tip ölümler, cinayetler, linçler Ortadoğu, daha doğrusu Arap kültürünün bir parçası’’ diyerek vuran Altaylı’ya yanıtı nereden başlayarak vermek gerekir diye düsünmek lazım. Nazi’lerin Yahudiler ile ilgili kültür kategorizasyonundanmı girsek, yoksa, Haçlı Seferlerinin Arapları nasıl tanımladıklarınımı yazsak, veya ABD de beyazların zenci kültürünü nasıl algılayıp nasıl yorumladıklarınımı anlatsak? Kültürü, dogadan, tarihsel ve nesnel koşullardan bağımsız ve ‘’Tanrı’’ vergisi genetik bir durum olarak gören Altaylı’ya yanıtımıza tarihten başlayalım.

1880 – 1970 yılları arasında ABD de 3500 civarı zenci linç edilmiştir.
İngiltere ve Almanya da 1900 ve 1940 larda beyazların ve Nazi’lerin linç eylemleri olmuştur.
Ekim 2004’te Meksika’da 3 gizli servis polisi linç edilmiştir.
2009’da Guatamala’da bir kadın linç edilmiştir.
Uluslararası Af Örgütü Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nde linç eylemlerini rapor etmiştir.
Hindistanda üst kastların alt kastları linç ettikleri olaylar olmuştur.
Antik Roma’da Linç kabul gören bir ceza biçimiydi.
Afganistan’da linç eylemleri bilinen bir durumdur.
Türkiyede linç girişimleri olmuştur.

Örneklere devam edebiliriz...

Demekki linç Arap kültürüne özgü bir durum değil.

Arap kültürü, dünyanın tüm kültürleri gibi yönetilenlerin, ekonomik/politik egemenler ile tarih boyunca yaşadığı sosyal/politik çelişkinin ürünüdür. Ne yaradan tarafından verilmiş nede genetik olarak aktarılmış bir tavırlar bütünüdür. Altaylı’nın kültür dediği şey o halkların tarihsel, politik koşullara verdiği tepkidir.

Bugün, Wall Street eylemlerine, dünyanın dört bir tarafında gelişen demokratik tepkilere ilham olan ‘’Arap Baharını’’ yaratan halkları kültürel linççilikle suçlamak, akıl almaz bir tavırdır ve tarihsel körlüktür.  Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Katar’da halklar, müslümanından, sosyalistine, öğrencisinden, işçisine Altaylı’nın hayal bile edemeyeceği mücadele birliği gösterip, dayanışmayla yıllardır başlarına bela olan ‘’uygar’’ diktatörlerden kurtulmuşlardır.

Peki niye linç vardır?

Linç, tarihsel bir halk kültürü değil, egemenlerin yarattığı bir savaş taktiğidir. Linç alttan gelmez, üstlerin ideolojisinden gelir. Üstekiler, propoganda mekanizmalarını elinde bulunduranlar, milliyetçilik, ırk, namus, örf, adalet duygularını pompalayarak örgütsüz insanları, çok örgütlü ama görünmez amaçları için çeteleştiriler ve önüne geçilmez bir eylem haline getirirler. Latin Amerikada bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi verenleri halk değil, Latin Amerika kültürü değil, silahı ve ekonomik gücü elinde bulunduran cuntalar linç ettirmiştir. Kullandıkları insanlara baktığınızda, toplumun çoğunlukla en çaresiz, en umutsuz ve en başıboş bireyleridir bunlar. Yüzyıllar süren yabancılaştırma sürecinin yarattığı insanlardır.

Mısır’da tek linç girişimi, rejimin örgütlediği çapulcular tarafından yapılmıştır. Libya’da olduğu gibi başlarında temiz kıyafetli uygar ‘’beyfendiler’’ vardır.  Bu beyfendiler kimi zaman yerli işçileri, işsizleri yabancılara karşı ırkçılık için örgütlerler. Kimi zaman zencilere karşı beyaz gençleri, kadınlara karşı erkekleri kullanırlar. Tarihte ve buğün dünyanın hiçbir yerinde kültürü linç etmek olan bir halk yoktur.

Varsa bilen, duyan, söylesin, bizde bilelim.

Fatih Altaylı’nın yazısı:

http://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli/681562-kaddafiye-uzuldum

Your rating: None Average: 5 (1 vote)

Comments

Comment viewing options

Select your preferred way to display the comments and click "Save settings" to activate your changes.

Ne mutlu anlayanlara,fatih bey'e katılıyorum yazdığı Konu için teşekkür ediyorum.