Share |

Dijital Ayak İzi ve Vatandaşın Anonim Kalma Hakkı

Cipli Kimlik

Dünyanın kimi ülkelerinde yoğun bir şekilde gündeme gelen elektronik kayıt/takip ve kişisel özgürlükler tartışması sanırım Türkiye’de aynı yoğunlukta gündemde olmadı.

Almanya, Ingiltere, ABD ve diğer ülkelerde, devlet, elektronik otomasyon ve kişisel özgürlükler üçgeni uzun tartışmalara konu oldu. Elektronik, bir başka isimle, ‘’çipli kimlik’’, Ingiltere’de Türkiye’den çok daha önce gelişen ve sivil toplum örgütleri, kimi sol politik partiler ve demokratik meslek örgütlerince büyük tepkilere ve protestolara yol açan bir konu.

10 Şubat 2012 de İçişleri Bakanlığı, TÜBİTAK tarafından geliştirilen çipli kimliklerin Bolu’dan başlayarak 3 yıl içerisinde Türkiye’de tüm vatandaşlara verileceğini duyurdu.

Aynı gün yayımlanan gazeterde çıkan haber, yorum ve makalelere bakıldığında, bu konu ile ilgili bakanlığın basın açıklamasından başka bir içeriğe rastlayamıyoruz. Ya bu konuda hemen hemen tüm basın kuruluşları, haberciler hemfikir ve bu projeyi destekliyorlar, veya bu konuyu önemsemiyorlar.

Bir bilgisayar mühendisi olarak, yıllarca gerekli/gereksiz bir sürü dijital sistemi tasarlamış ve uygulamış biri olarak, bu projenin teknolojik yönüne hiç değinmeyeceğim. Çok önemli bir boyut değil teknolojik yanı bu işin. Zaten gazeteler depolanacak veri yapısını, kartın kullanım alanlarını vs. detaylıca verdiler.

Benim derdim, pek çok meslektaşımın kabul edeceği gibi, teknolojinin sosyal ve toplumsal etkileri ve özellikle de bu çipli kart ekseninde, devlet vatandaş ilişkisi.  Komplo teorilerini hiç ciddiye almadığımı ve komplo teorisyenlerinin gerçek tartışmala köstek vuranlar olduğunu söyleyerek, bu konuda da gereksiz soru işaretlerini başından engelleyelim

Biraz öncesine dönelim ve kağıttan kimlikleri hatırlayalım:

Türkiye ve Avrupa’da kimi ülkelerde kimlik/nüfüs cüzdanı sistemi var ve Türkiye dahil bazı ülkelerde kimlik taşımak bir zorunluluk. İngiltere’de kimlik sistemi 1. Dünya Savaşı döneminde uygulamaya kondu. 1919’da sona erdirilen uygulama, 1939 yılında tekrar uygulandı ve 1952 yılında kesin olarak uygulamadan kaldırıldı. 1995 yılında Muhafazakar Parti iktidarı bu uygulamayı yeniden başlatmak istese de, halktan gelen tepkiler sonucu bu girişim başarısız oldu. Halkın temel tepkisi, barış zamanında, polis tarafından sokakta kimlik sorgusuna çekilmek ti.

Türkiye’de ise biz bizi bildik bileli nüfüs cüzdanı/kimlik taşıma zorunluluğu var ve en çok kullanıldığı durumlar, polisin, yaşamın olası her mekanında, her anında kimlik kontrolü yapması. Yani genel asayiş. Bir başka deyişle, vatandaşın kim olduğunu devlete detayları ile kanıtlamak zorunluluğu.

Devletler, 20.yy ile birlikte vatandaşları hakkında, yaşamın her alanında sistemetik bir şekilde bilgi toplamaya ve depolamaya başladılar. Elbette 20.yy’dan çok önce de bu yapılmakta idi ama, son asırda bu işin hem yoğunluğu arttı, hem de metodu çok daha geliştirildi. Devletler hastanelerden okullara, resmi dairelerden tarafiğe, vatandaşının yaptığı her işi kayıtlara geçmeye başladılar. Önceleri, bu kayıtlama sistemleri, insan emeğine dayalı, kağıt dosyalar şeklindeydi. Yani bu arşivleri anında  sorgulama, sıralama yeteneği yoktu devletin. Kimse kafasına göre, milyonlarca insanı kapsayacak şekilde, bu kayıtlar üzerinde toplama, ortalama, tarihe göre sıralama yapamazdı. Bu farklı, bağımsız kayıtlar kolayca birleştirilip insanların tüm verileri bir anda ortaya çıkarılamazdı. Bir insanın hastane kayıtları ile trafik şubesi kayıtları, özel sağlık sigortası detayları birbirinden bağımsız ve habersiz di.

Lafı uzatmayalım.

Çipli kimliklerin görünürde bugün taşıdığımız kağıt kimliklerden işlevsel hiç bir farkı yok. Ancak çipli kimlikler, eski kimliklerin aksine, yaşamın her alanında, attığımız her adımda dijital ayak izi bırakmak gibi bir özelliğe sahip. Banka kartı ile alışveriş yapmak gibi. Bunun da ötesinde, bu kimliklerin, değişmez kişisel bilgiler dışında, yaşadığımız sürece, değişen yenilenen bilgilerimizi de saklama, depolama özelliği var. Üstelik te daha bu haliyle örneğin parmak izi kayıtlarını tutacak çipli kimlikler. Polisle hiç bir işi olmamış, hiç bir adli kaydı olmayan milyonlarca insan kendi ülkelerinde ABD vb. devletlerin göçmenlere uyguladığı parmak izi kayıtlamasına maruz kalacak. Niçin?

Günümüzde kimi ‘’teknolojik’’ ülkelerde özel sigorta şirketleri insanların kuşaklar boyunca sağlık kayıtlarını, babadan oğula, toruna tutmaya başladılar ve bu konuda ciddi araştırmalar ve yatırımlar yapıyorlar. Pek çok yerde çipli kimlik kavramı sadece nüfus cüzdanı olma tanımını çoktan aştı.

Düşünün. Hastaneler, devlet daireleri, okullar, hava limanları, oteller ve buna benzer pek çok yere girişlerin ve çıkışların kolaylıkla kaydedilebildiğini. Kimlik kartınızı okutuyorsunuz ve geçiyorsunuz. Yaşamın her alanında bir takım cihazlar sizinle ilgili bilgiler topluyor.Ve bu toplanan bilgiler ne sizin yaşamınızı kolaylaştırmak adına bir fark yaratıyor, ne de sizin bu bilgilerin bundan sonra nerede nasıl ne zaman kullanılacağı konusunda bir denetiminiz ve kontrolünüz var. Yaşamın her adımında dijital ayak izi bırakmak gibi bir durum söz konusu olan. Size ait bigilerin veri tabanı veri tabanı dolaştığı bir durum.

Peki hastane masraflarınız azalacak mı?

Oysa ki, modern yaşamn bir temel hakkı da anonim kalabilmektir.

Şimdi ‘’ne var bunda canım’’ diyenleri duyar gibiyim. Çok şey var. Bir kere unutulmaması gerekenlerden biri, sizin ile ilgili bilgi toplayan, depolayanların mutlaka kanunlara uygun davranacağını var sayamayız. İkincisi, toplumsal koşullar, politikalar, siyasi yapılar her gün değişiyor. 12 Eylül Cuntasının elinde olduğunu düşünün sizinle ilgili kolayca erişilebilir, arama yapılabilir kayıtların. Kütüphaneden aldığınız her kitabın sizin kimlik numaranızla İl Halk Kütüphanesi’nin veri tabanında kayıtlandığını düşünün. (Lütfen bunu yaparken burada temel sorunun sadece kayıt tutma değil, kolay erişilebilir dijital kayıtlanma olduğunu unutmayın).

Size kimlik soran asayiş görevlisine ‘’nereden geldiğiz’’ konusunda bilgi vermeme özgürlüğünüzün ortadan kalkığını düşünün. Elindeki cihazla kimlik kartınızı okutup bu bilgiyi anında öğrendiğini kurgulayın. Suçlumusunuz? Hayır. Bir kabahat mi işlediniz? Hayır. Ama toplumda sadece suçluların ve kabahatlilerin mi başı yanıyor ve yandı?

Kimlik kartının temel ön koşullarından biri de, vatandaşın ‘’kötü’’ bir şey yaptığında tanınabilmesidir. Yani bütün hedef, devletin vatandaşı bilmesi, tanıması ve takip etmesidir. Peki devletin ve kurumların ‘’kötü’’ bir şey yapması durumunda ne yapacağız?

Sorunumuz teknolojik gelişme ve buna karşı çıkmak değil. Teknolojik gelişme elbette insanlığa büyük faydalar sağlıyor ama her sistemin bir kontrol noktası olmalı. Yaşamın her alanında olması gerektiği gibi, teknolojinin de demokratik kontrol ve denetimi sağlanmalıdır.

Bu kimlik kartı yaşantımızı daha zengin ve kolay kılmayacak. Vatandaşa sosyal, ekonomik bir fayda getirmeyecek. Sadece tüm ömrünüz boyunca bizi kayıtlara geçirecek.

Bu teknoloji ileride, sadece değişmez kimlik bilgilerimizi değil, bize dair diğer kayıtları da tutacak.

Bu teknoloji ile birlikte, devletlerin bireyleri denetleme güçleri sürekli artacak.

Çipli kimlik kartlarımızla oy kullanacağız.

Çipli kimlik kartlarıyla miting meydanlarına giriş/çıkışlar denetlenecek.

Bir de üstelik ikide bir duyduğumuz, kişisel bilgi hırsızlığı vs. çıkacak başımıza. Birilerinin kayıtları ele geçirdiğini düşünün. Günümüzde en büyük hırsızlıklardan biri de bilgi hırsızlığı.

Kişisel bilgilerinizi ticari ve resmi kurumlara vermemek, özel bilgilerinizi saklı tutmak bir suç değil bir hak tır. Çipli kimliklerle birlikte bu hak insanların elinden alınacak.

Çipli kimliklerin vergi kaçakçılığını önleyeceği savunuluyor. Allah aşkına sorarım size: Trilyonlarca vergi kaçıranlar, kimlik kartlarını kullanarak mı yapıyorlar bu işi? Türkiye’de hali hazırda bir vergi numarası uygulaması yok mu?

Şimdi ülkede bu kadar sorun varken bırakalım mı bu detaylari. Peki o zaman ileri demokrasi, bireyin özgürlüğü, temel haklar vs. de bırakılsın. Herkesin ağzında da bunlar...

Afrika’nın yarısından fazlasının henüz bir kere bile bir telefon konuşması yapmadığı gibi bir laf dolaşır ağızlarda. Pek bilinen bir söylemdir bu. Doğru mu değil mi bilemeyiz ama milyonlarca insanların açlık, sefalet ve savaş koşullarında yaşadığı bir gerçek. Dünya vatandaşlarının derdi dijital kimlik taşımak değil. Teknolojinin kullanılacağı binlerce yaşamlar önemi olan alan var öncelikli olarak.

Yok anacığım yok. Biz sokaklarımızı temizleyelim, daha çok ekmek üretip daha adil paylaşalım, apartmanlarımız depreme dayanıklı olsun, okullarımız bir sürü yeni ve zihin açıcı dersler koysun, trafikte binlerce insan telef olmasın... Bunlar önümüzde dururken bu kadar faydalı, faydasız teknolojiye ne gerek var?

İrlanda’da, kimlik gibi bir şey yok. Ne çipli ne çipsiz. Devletin, kurumların iş sistemi ve vatandaşa verdiği hizmet aksaksız, yürüyor. Polisin her yerde ve her durumda kimlik sormak gibi bir yetkisi yok. Sistem sizin beyanatınıza dayalı, vatandaşa güven temelinde işliyor. Ve işin en önemlisi, suç oranı, ABD, Türkiye, Almanya, Yunanistan gibi vatandaş kontrol sistemleri uygulayan pek çok ülkeden çok daha düşük...

Ne gerek var çipli şeylere... Biz anonim kalayım. Böyle iyiyiz. Bizi bilmesi gereken zaten bizden bizi bilir...

Your rating: None Average: 3.8 (4 votes)