Share |

Barışın Felsefesi ve Mantıksal Formülü

Bu yazı sadece barıştan bahsedenleri ilgilendiriyor...

Nedeni, çıkış noktası ve bakış açısı ne olursa olsun barışın gerekli olduğunu savunanları ilgilendiriyor bu yazı...

Bu fikirler barışla birlikte nasıl bir ortamda yaşanılacağı konusunda farklı görüşleri olan ama bütün bunların üstünde, ötesinde  ve öncesinde barışı isteyenleri okumaya davet ediyor...

Barışın sunacağı yeni ufukları ve yeni yaşam mücadelelerini hayal edenler okumalı bunları...

"Savaş varsa başka bir sürü şey yok" diyenlere ve başka bir sürü şeyi isteyenlere olsun bu yazı...

Seçenekler –

Tüm karmaşıklıklara rağman, yaşam kimi zaman önümüze bazı konularda çok açık, net ve kolay seçenekler koyuyor.

İki taraf birbiriyle savaşıyorsa, ortada sadece üç seçenek vardır.

1. Bir tarafın diğerinin kökünü kazıması.

2. Savaşının kimi zaman hızlanarak, yoğunlaşarak, kimi zaman da yavaşlayarak ve düşük yoğunlukta devam etmesi.

3. Savaşan tarafların barışması.

Barış –

Barış kelimesi çok problemli bir kelime. Sadece kendi anlamından dolayı değil, karşıt anlamından dolayı da. Barış kavramı doğası gereği ‘savaş’ kavramını da barındırıyor ve aklamıza getiriyor. Savaş var ki barışdan bahsediyoruz. Birlik ve ayrılık kavramları gibi. Savaşın sonsuz ve ilahi bir gerçeklik olmadığı duygusu bizi barış taleplerine yöneltiyor. Dünyada bitmeyen hiç bir savaş olmadığını bildiğimiz için barışın gelmesini kaçınılmaz görüyoruz.

Peki kim barışır? Elbette savaşanlar. Yandaşları, sempatizanları, entellektüel destekçileri ve savaşan tarafların etrafındakiler değil, bire bir ve doğrudan savaşan taraflar barışır. Geri kalanlar bu barışma ortamını sağlamak için çaba sarfedebilirler ama onların kendi arasında, kendi başlarına barışması diye birşey olamaz. Kimsenin gıyabında barışılamaz.

Silahlar –

Barış denince elbette ‘silah’ gündeme geliyor. Savaşanın elindeki taş, tüfek, sopa, top, tank, uçak vs. Silahları bırakmak konuşuluyor.

Silahları bırakarak mı barışa gidilir, barışarak mı silahlar bırakılır?

Barış olana kadar, ilan edilene kadar ve el sıkışılana kadar savaş fiilen devam etmektedir. Savaş fiilen devam ediyorsa silahlar da var demektir. Silahları bırakmak fikri iyi niyetli ve kulağa hoş gelen bir fikir olabilir ama savaş koşullarında silah bırakılmasını beklemek boşa çıkacak bir bekleyiştir. Sanırım savaşlar tarihinde bunun bir  örneği yoktur. Mesele ‘’tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavukdan çıktı’’ meselesi değildir. Mesele ‘’hem tavuk yumurtadan hem de yumurta tavukdan çıkar’’ meselesidir ve hem tavuğun hem yumurtanın nasıl evrimleşeceği sorusunun yanıtlanmasıdır.

İki tarafın elinde taş varsa ve taraflar birbirine taş atıyorsa, dışarıdan taş atmayı bırakın barış başlasın demek taşlaşmayı durdurmaz. Tüm çatışmalarda silahsızlanma barış sürecinin başlamasıyla başlar ve barışın ilanıyla silahsızlanma süreci de tamamlanmış olur. Yani, hem tavuk yumurtayı hem de yumurta tavuğu yaratır.

Aktif savaş bir entellektüel fikir çatışması değildir. Karşı tarafı alt etmenin ve hedefe ulaşmanın aracı ne yazık ki silahlardır. Fikir çatışmasında nasıl karşıt görüşü savunana ‘’sen düşünme, fikir beyan etme o zaman anlaşırız’’ denemezse, savaş bir kere başladımı, ‘’sen ateş etme o zaman barışalım’’ denemez. Elbette bu yöntem denenebilir ama bu barışa gidecek süreçte gereksiz beklentiler ve zaman kaybına uğratır bizi. Sonucunda da kin, öfke ve umutsuzluk artar.

Bir tarafın diğerine barışmadan silahları bırak demesi, ‘’teslim ol’’ demektir. Karşı taraf teslim olacaksa zaten olacaktır. Bunun adına barış denemez. Teslimiyetle barış aynı şeyler değildir.

Barışa Giden Yol –

Barışa giden süreçte, barışacak taraflandan biri diğerinden daha üstün ve daha önemli olamaz. Barışa giden yolda ilk olumlu gelişme belirtileri, savaşan tarafların bir yandan savaşa devam ederken, arasıra durup, dinlenip, karşı tarafla konuşmayı denemesidir. Tekrar tekrar.

Barış bir tarafın diğerine verdiği bir sadaka değildir.

Barış bir tarafın sadece kendi koşullarını dayattığı, ‘’bu koşullar olmazsa barışmam’’ diyebileceği bir süreç değildir. Unutmamak lazım ki, barış savaşın yarattığı bir zorunluluktur. Her iki taraf için de.

Barış süreci gizli/açık olabilir ama sahtekarca olamaz. Zira bu süreçte sahtekarlık savaşı alevlendirir.

Barışacak tarafların kendi içerilerinde tezatlıkları, içsel sorunları ve çelişkileri olabilir. Taraflar karşılıklı olarak bu zaafları algılar ama bunları barışmamak için bir sebep olarak kullanmaz.

Barışa giden süreçte savaş devam edebilir. Bu savaş durumu barış çabalarının terkedilmesine sebep olmamalıdır. Süreç geliştikçe savaş durumu da azalacaktır.

Dün savaşılırken, bugün birden bire dost olunamaz. Savaşdan barışa giden süreçte çatışmanın dili azalacak, çatışmamanın dili çoğalacaktır. Buna gereken sabrı göstererek yürünmelidir barış yolunda.

Barış sürecinde taraflardan biri diğerinin patronu değildir. Her iki taraf da kendi öznel ve ortak/kesişen nesnel koşulları gereği barışmak durumuna geldikleri için bu süreçte mecburen eşittirler.

Taraflar birbirinin ‘legalliğini’ ve ‘meşruluğunu’ sorgulamaz. Bunlar üzerinden karşı tarafa gol atılarak oyun kazanılamaz. Olsa olsa oyun yarıda iptal olur.

Barışan tarafların pazarlıkta ‘olurları’ ve ‘olmazları’ vardır. Taraflar bunu hem kendi saflarına hem de karşıt tarafın saflarına açıklamak ve bunlar üzeriden pazarlığa oturmak zorundadır. Taraflar kendi saflarının umudunu kırmamalıdır ve pazarlığın koşullarını/zorluklarını ‘tatlı’ bir dille kendi saflarına anlatabilmelidir.

Barışacak taraflar eleştiriye açık olmak zorundadır.

Etrafdan gelen savaş çığlıklarına karşı barışacak tarafların güçlü ve iradeli olmaları gerekir.

Barışın Tarafları –

Barışacak taraflar, savaşanlar ve onların doğrudan temsilcileridir. Asıl taraflar adına kimse onlardan bağımsız olarak barışamaz.

Taraflar karşı tarafla pazarlık edecek temsilcilerini kendileri belirler. Kimse düşmanının elçisini belirlemeye kalkmaz. Adam henüz düşmanın, dinler mi seni. Yani herzaman umduğun temsilcilerle değil, kimi zaman da bulduğun temsilcilerle pazarlık etmek durumundasındır.

Bu temsilcilerin barış süreci başladıktan sonra ‘yasallıkları’, ‘kredibiliteleri’, ‘temsil etme yetkileri’ tartışılmaz. Aksine her iki taraf gerekli hassasiyeti gösterir birbirinin temsilcilerine.

Bu temsilciler yetkilidir ve ‘demokratik’ olarak dokunulmazdır. Elçiye zeval barışı getirmez. (Bkz tarihten örnekler)

Pazarlık edecek elçilerin özgürce, demokratik koşullarda barışı inşaa etmelerine gerekli ortam yaratılmalıdır, görüşmeler gizli bile olsa. Barış ortamı genel gerçekliğin, nesnel koşulların zorluklarından bir nebze korunmalı kollanmalıdır.

Tarafların ve temsilcilerin yapacakları hatalar, genel barış sürecini baltalamaya gerekçe olmamalıdır. Temsilcilerin kusurları, hataları, onları atayan ve barışın gerçek hissedarı olacaklara maal edilemez. O hissedarlar gerekirse değiştirirler kendi temsilcilerini. Bu hatalardan gerekli dersler çıkarılıp ve yola devam edilmelidir.

Görüşen taraflar – temsil ettikleri yığınların iradesini taşırlar masaya. Barışın patronu değil elçileridirler.

Ya Barış Olmazsa –

Yukarıda yazılanlar en başta verilen seçeneklerden üçüncüsü ile igilidir elbette. Barışın olmadığı ortamda geriye iki seçenek kalır. Birinci seçeneğın (kolaylıkla) olamayacağını tarih bize tekrar tekrar göstermiştir. Demek ki birinci seçenek öyle ya da böyle ikinci seçeneğe dönüşecektir.

Bu da kaybedilen yaşamlar, geleceği elinden alınan kuşaklar, harcanan milyarlar, yok edilen doğa ve sürekli kin, nefret ve öfke demektir.

Bu fakirlik yaratır. Fakirlik hiç kimsenin kaderi değildir.

Irkçılık gelişir. Irkçılık tanrı vergisi bir duygu/düşünce değildir.

Savaş korku yaratır. Korku nefreti çoğaltır.

Başka sorunları çözmenin, olası güzelliklerin, bunları yaratmak için verilecek mücadelelerin önü kapanır. İnsanlık/ülke bir iki adım geriye gider, geride kalır.

İnsanların psikojileri bozulur, yaşamları bitmeyen çilelerle geçer. Boşa geçer.

Savaş olduğu sürece başka bir şeyin pek bir anlamı yoktur. Başka bir şeyden konuşulmaz.

Felsefe  – Mantık Formül

Felsefenin görevi sadece yaşadığımız dünyayı anlamak değil aynı zamanda değiştirmek ve değişime anlam verebilmektir.

Ya savaşı barışla değiştireceğiz ya da savaş bizi tüketecek.

Galiba savaşı da barışı da anladık. Şimdi sıra değiştirmeye gelmeli.

Felsefesi barış, mantığı barış, formülü barış olanların hem işi çok, hem de yolu uzun. Ama bu yol çıkmaz sokak değil.

Mesele, atması gerekenlerin ilk adımı atmasıdır.

Atmayanlara aşk olsun.

Language: 
Turkish
No votes yet