Share |

8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve CHP Milletvekili Şafak Pavey’e Açık Mektup

Değerli Milletvekili Şafak Pavey,

Size biraz uzunca bir mektup yazmak gerekliliğini duydum.

Hakkınızda çıkan, ABD’den Uluslararası Cesur Kadın Ödülü aldığınız haberlerini okudum. Anladığım kadarıyla size ödülü, ABD Başkanı Barack Obama’nın karısı Michelle Obama ile ABD Dışişleri Bakanı, eski First Lady Hillary Clinton’ın da katıldığı bir törende vermişler.

Kendi resmi sitenizde de bu ödülle ilgili şunları yazmışsınız: ‘’Şafak Pavey’e Büyük Onur. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın her yıl verdiği “Cesaret Simgesi Kadınlar” Ödülü’ne bu sene CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey layık görüldü. Pavey’in ödülünü ABD Dışişleri Bakam Hillary Clinton verecek. ödül töreni 8 Mart 2012’’

Sizi tebrik edemeyeceğim.  Bu, sizin kişisel konumuz, savunduğunuz ideoloji veya yaptığınız siyasetten dolayı değil.  Cesur olup olmamanız ile de ilgili değil tebrik etmememin sebebi. Çok daha başka nedenlerle.

Açıklamaya çalışayım.

Açıklarken, biraz daha ileri gidip, sizden bu ödülü iade etmenizi rica edeceğim.

Sayın Pavey,

Eminim Dünya Kadınlar Günü’nün anlamını, içeriğini ve tarihsel sürecini benden çok daha iyi biliyorsunuzdur. Bu günün önemli bir tarihsel boyutu, kadınların baskı, sömürü ve sınıfsal ezilmişliğe karşı duruşudur. Devrimci, ilerici ve ezilmişlerin yanında olan bir duruştur bu. Erk, iktidar sahipliğinden gelen bir duruş değildir. Mücadele etmekten - kadın olarak mücadele etmekten - gelir bu günün anlamı. Örneğin, Kadınlar Günü’nün,  Afrika’da bir diktatörün eşine, Avrupa’da ırkçı bir kadın başbakana veya bir devlet başkanının eşine çağrıştırdığı şeyler, sokaktaki, iş yerindeki, okuldaki ve meclisteki kadınlara çağrıştırdığı şeylerden çok farklıdır, çok uzaktır.

Bir önceki yazımda belirtmiştim,  ‘’Bir başka yandan, devlet sahiplenir bu güne. Devlet-millet kavramları arasında kaynar gider ‘kadın’ kelimesi.’’  Kimse, hiçbir şey ‘kadın’ vurgusunu yok etmemelidir Kadınlar Günü’nde.

Sizi tebrik etmememin sebebi, ödülü alan Siz’den dolayı değil, ödülü verenden dolayıdır.

Açıklayayım izninizle.

Fotoğrafta, ortalarında durduğunuz iki kadının son dönem kamusal alandaki süreçleri savaş, işgal bunlara bağlı yoksulluk, ölüm ve onlardan çok uzaktaki kadınlar için bitmek bilmeyen çileler şeklinde gelişmiştir.

Savaş – İşgal – Diktatörler ve Kadınlar...

Biraz geri dönelim: 2001 yılında, ABD Afganistan’ı işgal etti. O günden bu zamana geçen on yıldan fazla sürede, ABD’nin Afganistan’a demokrasi ve kadınlara özgürlük getirme savları artık tüm geçerliliğini yitirmiş durumda.  Bırakınız bütün bu savaşı haklı kılma gerekçelerini, Afganistan ve özellikle de Afgan kadınlarının durumu her geçen gün daha da kötüye gitmiştir. Hilary Clinton, ve bakanı olduğu ABD yönetimi, seçimlerde, Irak ve Afganistan işgallerine Bush döneminden farklı yaklaşsalar da, yeni yönetim özellikle Afganistan’da savaş harcamalarını sürekli arttırmış ve Afganistan’ı Sovyet işgali döneminde olduğu gibi bir savaş bataklığı haline getirmiştir. Clinton bir yandan savaşan hükümetin bakanı olarak bu sorumluluğu paylaşırken, diğer yandan Afgan kadınlarının yaşam koşullarının iyileştirildiğinden, kadınların özgürleştirildiğinden bahsetmiştir.

Oysa ki batağın içinde olan kadınların, yani Afganistan’lı kadınların haykırışları çok daha başka şeyler anlatmaktadır.

Bilmem duydunuz mu, okudunuz mu? Devrimci Afgan Kadınları Derneği (RAWA www.rawa.org ),  ABD’nin savaş suçlarından ve onların yerli köktenci işbirlikçilerinden bahseder.   Savaşın kadınlar ve çocuklar üzerindeki vahşi etkilerini açıkça ortaya koyar RAWA’lı kadınlar. Bu kadınlar bizlere, savaşın kadınlara çektirdiği çile, yoksulluk, işkence ve ölümlerle ilgili onlarca, yüzlerce örnek verebilirler.

Mücadele sloganları sanırım herşeyi anlatıyor:

‘’Ne işgaliciler, ne vahşi Taliban, ne de kriminal Kuzey Birliği. Yaşasın özgür ve demokratik Afganistan’’
(Neither the occupiers! Nor the bestial Taliban and the criminal Northern Alliance; long live a free and democratic Afghanistan!)

‘’Afgan kadınlarının kurtuluşu, işgalciler, Taliban ve Ulusal Cephe olduğu sürece sağlanamaz’’
(Emancipation of Afghan women not attainable as long as the occupation, Taliban and “National Front” criminals are not sacked!)

Bunlar basit sloganlar gibi gelmesin size. RAWA temsilcisi bir kadın ile Dublin’de yüz yüze oturduk konuştuk. Yüzlerce kişinin katıldığı bir toplantıda konuğumuz oldu. Kucağında küçücük çocuğu ile ülke ülke geziyor ve işgalin, savaşın, Afgan kadınları üzerindeki etkilerini anlatıyor bu temsilci.

Hillary Clinton’un savaşı bu. Onun askerlerinin işgali.

Malalai Joya’yı bilir misiniz? (www.malalaijoya.com ) O da sizin gibi seçilmiş bir milletvekiliydi Afgan Parlementosunda (2005-2007). Sadece milletvekili değil, aynı zamanda da sizin gibi bir aktivist ve yazar. 2007’de yaptığı ‘savaş suçluları ve savaş lordları’ konulu konuşması sonrasında parlementodan atılmıştı. Uzunca bir süre ölüm tehditleri aldı ve en sonunda Afganistan’dan kaçmak zorunda kaldı. Şimdilerde tüm dünyayı dolaşıyor ve Afgan kadınlarının savaş nedeni ile yaşadığı zulmü ve iskenceyi anlatıyor.

ABD işgalinin ve Karzai hükümetinin amansız takipçisi olan Joya, barış, demokrasi ve kadın hakları savunucusu dev bir insan.

Yine bir toplantımızda, salonu dolduran yüzlerce kişi için, çok uzaktan telefonda Joya’nın sesini duymak, savaşın kadınlar üzerindeki etkilerini anlamak için yeterliydi.

Bir sözü kulağımda çınlıyor Joya’nın: ‘’İşgal öncesi  kızgın tavadaydık, şimdi ateşin içindeyiz’’

Hillary Clinton’un savaşıydı bu. Onun askerlerinin işgali.

...

Mısır’da  ve genel anlamda Kuzey Afrika’da olanları hepimi  izledik, okuduk.  Arap Baharı ile ilgili herkes farklı düşünebilir. Ama ben size işin başka bir boyutunu yazmak istiyorum. Eminim bildiğiniz şeylerdir bunlar.

Mübarek, devrilene kadar, Obama/Hilary Clinton yönetiminin en has adamı idi. Hatırlarsınız, ilk protestolar başladığında, Clinton Mubarek yönetiminin karşısında değildi. Ama, ABD bile kimi zaman yanılabiliyor.  Beyaz Saray yönetimi, Mübarek’in sonunun geldiğini anlayınca, ağız değiştiriverdi.

Şimdi buna uluslararası politika diyebilirsiniz. Ama işin bir başka yönü daha var. Bildiğiniz gibi Tahrir Meydanı’nı dolduran yüzbinlerce kişi Mübarek döneminde ve sonrasında vahşi saldırılara maruz kaldılar. Askerler, gaz bombaları ve otomatik silahlarla saldırdılar bu insanların üzerine. Meydanları dolduranların insanların büyük bir kısmı da açık/kapalı, müslüman/hiristiyan, dindar/laik kadınlardı. Ve ne yazık ki pek çok kadın yaralandı, öldürüldü, ve belki de en kötüsü, tutuklandı. İlk ağızdan, Tahrir’den gelen bir konuğumuz anlattı bize bu olanları. Sıradan insanlar için o günler içler acısıydı.

Hatırlar mısınız, yerde sürüklenen genç bir kadın videosu dolaşmıştı heryerde. Askerler saçından tutup yerde sürüklüyorlardı kadıncağızı. Üstü yırtılıyor ve mavi sütyeni ortaya çıkıyordu. Askerler, bir yandan dayak atarken, bir tanesi de kadının göğüslerinin üzerinde postalları ile zıplıyordu... Yerde yatan yarı canlı kadının göğüsleri üzerinde...

Mübarek ve ordusu, ABD’nin en büyük silah müşterilerinden biriydi. Ve ne yazık ki Obama/Hillary hükümetinin silahlarıydı bu kadınlara doğrultulan, ABD’nin gaz bombalarıydı insanları kör eden..

...

Elime bir fotoğraf geçti geçenlerde. Bu, Filistinti kadınların, çalışmak, doğum yapmak, hastaneye gitmek için hergün geçmek zorunda oldukları sınır kontrol bölgesi idi. Bildiğimiz bir sınır geçidi değil bu. Her tarafı demir parmaklıklar olan, dar, tünelvari bir geçit. Ve içerisi tıklım tıklım Filistinli kadın dolu. Kadınlardan birisi kundakdaki bebeğini elleri ile başının üzerinde tutuyordu. Herhalde hava alabilsin diye bebek. Bu Filistinli kadınların çilesinin fotoğrafıydı belkide. ABD’nin ayak diremesi, yan tutması nedeniyle Filistinli kadınların bitmek bilmeyen, sonsuz çilesinin fotoğrafı...

Kadın olarak, her gün işgal, altında yaşamak...  Bebek maması, bebek bezi ve kadın pedi bulamamak... Sınır geçisine izin verilmediği için yollarda doğum sırasında ölmek... Bunlar hiç bir kadının kaderi olamaz. Ama Obama/Clinton yönetiminin bakışları altında, bilgileri dahilinde, bütün bunlar  Filistinli kadınların kaderi olmuş durumda.

Tarafınız, görüşünüz ne olursa olsun, Beyaz Saray’da güçlü ve yönetici bir kadının, güçsüz ve çaresiz kadınlara çektirdiği bu çileleri reddedemezsiniz.

...

Belki de sizin vekillik döneminiz bitmeden Obama/Clinton yönetimi İran’a saldırmış olacak. Ve İranlı kadınların özgürlükten mahrum yaşamlarına bir de savaşın getirdiği ölümler girecek. Ve kimbilir, Hillary Clinton bunun mimarlarından biri olacak.

Irak’ta kadınların savaş döneminde ve sonrasında yaşadıklarını hepimiz gördük.  Tecavüze uğramış kadınlar, dul-evsiz kalmış kadınlar, tüm çocuklarını savaşa kurban vermiş anneler. Saddam’ın zulmünden sonra savaşın zulmüyle karşı karşıya kalan kadınlar..

Sayın Pavey,

Ne yazık ki, Sizi tebrik edemeyeceğim.  Biraz daha ileri gidip, sizden bu ödülü iade etmenizi rica edeceğim.

RAWA’lı Afgan kadınlar için... Sürgündeki parlementer Malalai Joya için... Mısır’da yerde sürüklenen mavi sütyenli genç kadın için... Kahire’de hıristiyanlar korkusuzca dua edebilsin diye ele ele tutuşan ve  kilise etrafını kordona alan müslüman-dindar/laik kadınlar için... Filistinin anneleri için...

Tüm dünya kadınlarına, güç, güven ve umut mesajı vermeniz için, egemen erkeklerin savaşlarına kadınların kurban edilmemesi için diliyorum bunu sizden.

100 yıl öncesinden, daha da ötesinden, bu güne dek, insanlık olarak ne kazandıysak, neyimiz daha güzel olmuşsa, en azından yarısı siz kadınların sayesinde olmuştur... Sağolun, varolun...

Saygılarımla.

No votes yet