Share |

ZÜMRÜD-Ü ANKA KUŞU

Insansız hava aracı Anka test uçuşunda düştü
resimdiyari.net

Insansız hava aracı Anka test uçuşunda düştü...

Çeşitli kaynaklar Anka Kuşu’nu şöyle anlatıyor. ‘’Simurg veya bir diğer ismiyle Zümrüdü Anka efsanevi bir kuştur. Pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer Doğu mitoloji ve efsanelerinde de yer edinmiştir. Sênmurw (Pehlevi) ve Sîna-Mrû (Pâzand) diğer isimlerindendir. Ayrıca zaman zaman sadece Anka kuşu olarak da anıldığı olmuştur.’’

Rivayet olunur ki; ‘’kuşların hükümdarı olan Simurg bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesiymiş’’.

Kuşlar aleminde işler ters gidince, tüm kuşlar yola koyulmuş Simurg’a gitmek için. Yedi çetin vadiden (istek, aşk, marifet, istisna, tevhit, hayret ve yokluk) geçerek ve yolda telef ola ola uçan kuşlar vamışlar sultanları Simurg’un Kaf Dağında’ki yuvasına

‘’Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş:  Farsça ‘si’, ‘otuz’ demektir, ‘murg’ ise ‘kuş’. Simurg’un yuvasını bulunca anlamışlar ki; ‘Simurg’ ‘otuz kuş’ demekmiş. Onların hepsi Simurg’muş. Otuz kuş, anlamışlar ki, aradıkları sultan, kendileridir. Ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur’’.

Zümrüdü Anka Kuşu efsanesi belki de ‘’ruhsuz bir dünyanın ruhunu, ezilenlerin haykırışını, kapsiz bir dünyanın kalbini’’ anlatan bir efsane...

Başka bir Anka kuşu haberi geldi bugün: ‘’Anka test uçuşunda düştü’’ diyor başlıklar düşen insansız hava aracı ile ilgili. ‘İnsansız’ olduğu iyi bu araçların, cana zarar gelmemiş en azından.

Ama insafsız da olduğu kesin bu uçan araçların.

Bazı şeyler vardır ki dehşeti içimize işler. Nerede adını duysak vücudumuz tir tir titrer. Sanki azrail görmüş gibi oluruz... Kötü görüntüler gelir gözlerimizin önüne. Bebelerin gece rüyalarına girer bu adını bildikleri, sesini duydukları ama kendini hiç görmedikleri ‘canavar’. Hakkında korku masalları anlatılır dilden dile. Efsaneler doğar bu korkudan...

Gazze’de bunları Heron diye bilirler... Roboski’de de öyle...

Irak’ta ki çocuklar Predator diye bilir bunları. Afganistan’da da öyle, Pakistan’da, Yemen’de de...

İnsansızdır bu canavarlar. İçinde insan yok. İnsafsızdır bunlar, insafsız hava aracı...

Eskiden savaşta bile insan dı insanı öldüren. Ölen ölsün, sağ kalan yine de insan dı, yani  umut vardı insan varsa.

Şimdi ise savaşın bir yanı bilgisayar kodu, uzaktan kumanda, binlerce kilometreden verilen bir dijital komut, anında görüntü, canlı yayın... Başkanlık Sarayın’da komforlu bir oda... Savaş artık ‘self servis’, önceden programlanmış. Adına nokta atışı diyorlar... ‘collateral damage’ diye bir şey çıkardılar... ‘’Düşmanın bir adamını vururken tüm köyü, kadınları, çocukları, gelin alaylarını param parça etmek’’ diye tercüme edebiliriz.

Aynı savaşın diğer yanı ise, toza dumana karışmış insan eti, katır eti, çocuk eti, adam eti, sokak köpeği eti... Yanık kokusu... Binlerce kilometreye ulaşamayacak ‘çirkinlikler’. Öldürenin katlanmak zorunda olmayacağı manzaralar. ‘Risksiz’ ve ‘temiz’ savaş dedikleri savaş şekli.

İstihbaratı ya da ateş gücü bu uçan şeylerden gelen savaş...

Tüm riskin ölecek olanda olduğu savaş...

Yerdekilerin kaderinin bir insansızın dijital komutunda olduğu savaş...

Şimdi listeye Heron ve Predator’dan sonra Anka’da eklenmiş. Göz damlalarında şifa olan bige kuş değil bu Anka... Heron’un, Predator'un akrabası...

Haber Anka’nın teknik özelliklerini vermiş.Servis yüksekliği: 7 bin 600 metre, Havada kalış süresi: 24 saat, Seyir hızı: 138 km/saat, Gövde Uzunluğu: 8 metre, Kanat Açıklığı. 17 metre, Toplam Kalkış Ağırlığı: 1500 kg, Yararlı Yük: 200 kg, Motor Gücü: 155 beygir...

Teknik özellik se, alın size teknik özellik: Vemeyi unutmuş herhalde gazeteler, bu insansız hava araçlarından dolayı son on yılda kaç sivilin katledildiğini, kaç köyün, mahallenin yerle bir edildiğini... Binler, belki de onbinler. Bunlar herkesin bildiği şeyler.

Vagonlar geliyorlar sallanarak.
-Usta!..
Alaeddin döndü kömürcü İsmail’e
-Ne var İsmail?
-Usta ne olacak bu harbin sonu?
-İyi olacak.
-Nasıl yani?
-Yemekli vagonda rakı içeceğiz.
-Biz mi?
-Biz.
-Kömürü kim atacak?
Kim sürecek makineyi?
-Onu da biz.
-Alayı bırak usta,

Kim Kazanacak?
-Biz.
İsmail hiçbir şey anlamadıysa da
üstelemedi.
Çok siyah ve çok kalın kaşlarıyla oynadı biraz
sonra: -Ustam dedi,
Bir sualim daha var.
Şu gördüğün raylar
dolanır mı bütün dünya yüzünü?
-Dolanır.
-Demek ki harp olmasa,
ama yalnız harp değil,
hudutlarda sorgu sual sorulmasa,
rayların üzerine saldık mi makineyi
dünyanın bir ucundan öbür ucuna varır.
-Deniz dedi mi durur.
-Gemilere binersin.
-Tayyare daha iyi.
İsmail güldü.
Kırıktı ön dişlerinden biri.
-Ben tayyareye binemem usta,
anamın vasiyeti var.
-Tayyareye binme, diye mi?
-Hayır
karıncayı bile incitme, diye.

Alaeddin kocaman elini vurdu
çıplak uzun ensesine İsmail’in:
-Sen ne hafız oğlusun!
Zararı yok ulan,
yine de bineriz tayyareye,
adam öldürmek için değil
gökyüzünde püfür püfür
safa sürmek için...
Simdi sen hele
ateşi bir süngüle.

Vagonlar geliyorlar sallanarak.

(Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları)

Language: 
Turkish
No votes yet